Yurtiçi,yurtdışı sayısız Bdsm deneyimi yaşamış,felsefesini reel anlamda yaşayan bir Efendi-Master'ım.Gerçek köle ve itaatkarlarla ilgileniyorum.Bdsm'yi bilen,felsefesini yaşayan bilgi bikirimleri,deneyimleri olan felsefe ve çeşitli kitaplardan yararlanmış,birçok reel deneyimler edinmiş,işin psikolojik,bedensel ve diğer tüm boyutlarına hakim bir Master'ım.Kendini itaatkar-köle hissedenler,ruhunda bu hisleri taşıyanlar ya da köle adayları benimle iletişime geçebilir. ''Master RuA.''
26 Nisan 2013 Cuma
Bdsm parti ortamlarından,minik bir alıntı...
Bdsm ortamlarından minik alıntılar,kısa bir film...
Etiketler:
bdsm-parti-party-bdsm party-sex
25 Nisan 2013 Perşembe
Bondage
Bondage..Kölelik,esaret,tutsatlık anlamlarında çevrilebilecek bir kelimedir.Bdsm'de temel taşlardan biri,yaygın olarak kullanılan bir sistem,uygulama ve durumdur.Hatta zaman içinde pek çok formasyonu gelişmiştir denebilir.Alt başlıkları çok olan geniş bir konudur.Kimileri karşı tarafı ruhen,aklen esir alma yoluna gider,kimileri bedensel esaret,kimileri ise tümden karşı tarafı köle,tutsak olarak kendine ilhak eder.Farklı yöntem ve uygulayış biçimleri vardır.Sub-slave kişi kendini adayacağı,o'nu yönetecek bir güce ait olmak,teslimiyet sunmak ister,bu durumun tümden hali bir kölelik,esarettir.Ancak bu gönüllü bir kölelik ve esarettir.Kendinden üstte bir güce,bir yapıya kendini teslim etme,sunma,yönetilme,esaret durumudur.
Fiziksel bondage:Zincir,ip,herhangi bir başka bağlamaya yarayacak çorap,bez parçası,kelepçe vb. ile yapılan bir bondage türüdür.Olay fiziksel bağlamaya dayanır yani uzuvlar,vücudun belli bölgeleri kelepçe,zincir,ip,çorap vb. gibi şeylerle bağlanıp kişi etkisiz,esir duruma getirilir.Bu bir çeşit zorlama kökenli esir etme durumudur.Eskiden gerçek köleler zincir,kelepçe gibi şeylerle bağlanırdı.Kaçmamaları için,esir-köle oldukları anlaşılsın gibi nedenlerden dolayı,bağlanırlar ve hareketleri kısıtlanırdı.Kölelerde zamanla bu esaret imgelerine psikolojik olarak alışır ve esir-köle olduklarını bilinçaltlarında kabullenirlerdi.Fakat günümüzde zoraki,zorunlu kölelik,esaret olmadığı için,gönüllü esarete ve yönetmeye dayalı Bdsm ilişkilerinde kişiyi bağlamak,etkisizleştirmek bir fantazi ve zihinsel eğitim,uygulama unsuru olarak kullanılmaktadır.
Mental-ruhsal bağlama,esaret,yönetme:Kişiyi mental-ruhsal yönden kendine bağlamak,esir etmek,tutsak etmektir.İtaatkar ya da köle kişi ait olduğu,olacağı güce,kişiye mental,ruhsal yönden teslim olur ve esaretini kabullenmiş şekilde köle olarak,itaatkar olarak yaşar..
Bound:Sınırlamak,bağlı,zorundalık,hareket alanını kısıtlamak.Yani esir edilmiş kişiyi kısıtlamak,birşeylere zorunda bırakmak,sınırlamak.Hareket alanını,psikolojisini,serbestçe hareket etmesini kısıtlamak,kontrol altında tutmak,esir etmek...
Pek çok farklı Bondage çeşidi olmakla birlikte temel noktalar bunlar.Kısıtmalak,esir etmek,zorlamak,bağlamak,tutsak etmek.Hem fiziksel,hem mental,hem ruhsal esir,tutsak etmek,yönetmek,baskılamak.
Farklı ve güzel bir deneyim,itaatkar-köle kişiyi baskılamak,yönetmek,esir,köle etmek adına farklı,geniş,derin bir alan ve keyifli bir Bdsm uygulaması.Bdsm ilişkisi yaşayan kişiler arasında yaşanabilecek bir uygulama ve Bdsm aksiyonu.
Fiziksel bondage:Zincir,ip,herhangi bir başka bağlamaya yarayacak çorap,bez parçası,kelepçe vb. ile yapılan bir bondage türüdür.Olay fiziksel bağlamaya dayanır yani uzuvlar,vücudun belli bölgeleri kelepçe,zincir,ip,çorap vb. gibi şeylerle bağlanıp kişi etkisiz,esir duruma getirilir.Bu bir çeşit zorlama kökenli esir etme durumudur.Eskiden gerçek köleler zincir,kelepçe gibi şeylerle bağlanırdı.Kaçmamaları için,esir-köle oldukları anlaşılsın gibi nedenlerden dolayı,bağlanırlar ve hareketleri kısıtlanırdı.Kölelerde zamanla bu esaret imgelerine psikolojik olarak alışır ve esir-köle olduklarını bilinçaltlarında kabullenirlerdi.Fakat günümüzde zoraki,zorunlu kölelik,esaret olmadığı için,gönüllü esarete ve yönetmeye dayalı Bdsm ilişkilerinde kişiyi bağlamak,etkisizleştirmek bir fantazi ve zihinsel eğitim,uygulama unsuru olarak kullanılmaktadır.
Mental-ruhsal bağlama,esaret,yönetme:Kişiyi mental-ruhsal yönden kendine bağlamak,esir etmek,tutsak etmektir.İtaatkar ya da köle kişi ait olduğu,olacağı güce,kişiye mental,ruhsal yönden teslim olur ve esaretini kabullenmiş şekilde köle olarak,itaatkar olarak yaşar..
Bound:Sınırlamak,bağlı,zorundalık,hareket alanını kısıtlamak.Yani esir edilmiş kişiyi kısıtlamak,birşeylere zorunda bırakmak,sınırlamak.Hareket alanını,psikolojisini,serbestçe hareket etmesini kısıtlamak,kontrol altında tutmak,esir etmek...
Pek çok farklı Bondage çeşidi olmakla birlikte temel noktalar bunlar.Kısıtmalak,esir etmek,zorlamak,bağlamak,tutsak etmek.Hem fiziksel,hem mental,hem ruhsal esir,tutsak etmek,yönetmek,baskılamak.
Farklı ve güzel bir deneyim,itaatkar-köle kişiyi baskılamak,yönetmek,esir,köle etmek adına farklı,geniş,derin bir alan ve keyifli bir Bdsm uygulaması.Bdsm ilişkisi yaşayan kişiler arasında yaşanabilecek bir uygulama ve Bdsm aksiyonu.
Etiketler:
bondage-baskılama-zorlama-bağlama-bdsm
Humiliation:Küçük düşürme, küçük düşme, aşağılama, rezil etme, alçaltma
Humiliation;kelime anlamı: Küçük düşürme, küçük düşme, aşağılama, rezil etme, alçaltma...Kelime itibarı ve kökeni ile pek çok anlama gelen,gelebilen bir durum,olay...
Öncelikle bu durumun genel insani psikolojisinden ve yönlerinden sonrasında ise Bdsm'de ki uygulaması ve yerinden bahsedeceğim...
Hemen her insan ''aşağılanma,küçük düşürülme,utandırılma'' denince bu durumu kabul etmeyecektir.Hatta sert çıkışlar yapacak,direnecek,itiraz edecektir.Lakin insanın yaradılışında var olan duygu ve dürtülerden biri de baskılanma,utanmadır.Utanma bir duygu durumdur.''Utanma da'' acı,sevinç,ağlamak,üzülmek,neşelenmek gibi bir duygudur .Nasıl ki insanlar acı çekmek,mutsuz olmak,üzülmek istemiyorsa utanmaktan da hoşlanmaz.Fakat insanlar nasıl ki her an mutlu,keyifli,neşeli olamıyor bazen istemese de acı çekiyor,üzülüyor,mutsuz oluyorsa her ne kadar utanmak istemese de hayat içinde,ikili ilişkilerde,toplum içinde bazen ''utanma'' duygusunu fazlasıyla yaşayabiliyorlar.
Pek çok konu ve insan psikolojisinde olduğu gibi utanmakta aslında ego ile alakalı bir duygu durumdur.Egolarında ve bilinçlerinde ''utanma'' duygusunu aşmış insanlar bu durumla kolaylıkla başa çıkabilir.Örnek vermek gerekirse,bir kadın dekolte ya da mini giymekten ''utanıyorken'' bir başka kadın bunları yapmaktan ''utanmıyor'' hatta keyif alıyor olabilir.Utanma duygusu en ağır etkiyi ''kendine güvenen,pek çok şeyi aşmış,özgüveni tavan'' olan insanlarda daha büyük etki yapmaktadır..
Tarih boyunca hükümdarlar,yöneticiler,güçlü konumdaki kişiler insanlara güç gösterisi ve kişisel tatmin ve zevk için ''humiliation'' uygulamıştır..Bunlar genelde savaş,kaos,çatışma zamanlarında ön plana çıkmıştır.Halk içinde çıplak gezdirme,teşhir etme,aşağılama,alay etme,komik kıyafetlere büründürme,üstlerine pislik,içki,yemek artığı dökme-atma en bilinen ''humiliation'' yöntemlerindendir...
Utanma,ürkme duygusu insanda kan akışının değişmesi,sinirlerin uyarılması,nabzın değişmesi netincesinde adrenalin,endorfin,serotonin gibi hormonların salgılanmasını sağlar...
''Adrenalin'' :Heyecan ve korku durumunda adrenalin salgılanması artar.Kan damarlarını genişletir. Acı hissini azaltır.
''Endorfin'': Hormonun işlevi, ağrının şiddetini azaltmak ve vücuda daha az rahatsızlık vermesini sağlamak için sinirleri uyuşturmaktır.''Mutluluk hormonu'' olarak da anılır. ''Heyecan'', ağrı, egzersiz, baharatlı yiyecek tüketimi, ''seks ve orgazm'' gibi durumlarda salınımı artış gösterir.
''Serotonin'': İnsanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir hormondur.
Yani humiliation;utanma,aşağılanma,rezil etme,alçaltma durumları insanın heyecan duymasını,hormonların salgılanmasını,beynin harekete geçmesini,kan akışının değişmesini sağlar.Yani bir nevi heyecan,zevk,farklı hisler yaratır.Bilinçüstü durumda aşağılanma kötüdür,kötü hissettir,bilinçaltı durumda ise farkında olunmayan zevklerin dürtüsüdür.
Şimdi Bdsm açısından bu zevke,duruma bakalım...
Küçük düşürme ya da tezlil etme kelime anlamı olarak, karşıdakini hakir görme, onun duruşunu veya prestijini küçümseme fiilidir. Ancak, sözcüğün utanç duygusuyla da çok yakın ilgisi vardır. Küçük düşürme, insan egosunu aşağıladığı için genellikle pek hoş olmayan gibi gelen ama bunu yaşayan sub-slave kişiler tarafından keyifli bir durum olarak algılanır.
Kişinin kendini küçük düşürmesi;
Küçük düşürme bir başka kişinin varlığını gerektirmez; kişinin kendi duruşunu kabul etme ve sahte gururu reddetme şeklinde de ortaya çıkabilir.
Başkalarını küçük düşürme;
Bir kişinin başka birisi tarafından küçük düşürülmesi, ekseriyetle diğerleri üzerinde güç iddia etmenin bir yolu olarak kullanılır ve baskının bilinen bir formudur. Ancak, cinsel küçük düşürme oyunlarında partner ile önceden yapılmış bir antlaşmanın parçası tarzında, tarafların rızası ile de olabilir. Her iki durumda da sadizm ve mazoizm dürtüleri ön plandadır.
Pek çok sub-slave karakter,ruh,yapı aslında bir o kadar hayat içinde,sosyal çevrede dik duran,güçlü görünümlü kişilerdir.İş hayatında,sosyal hayatta onlar yönetir ama içlerinde yönetilme arzuları vardır.Bu bağlamda iş hayatında,sosyal hayatta güçlü,özgüvenli vb. yapıda olan biri aşağılanmayı,utandırılmayı kabul etmeyecektir,fakat bunu yaşadığı an hissettiği farkılılık hissi adeta bir alışkanlık yapar.Bir kaç kölemden örnek vereyim.
Kölem ya da itaatkarlarım ile sadece dört duvar arasında değil toplum içinde de sosyalleşiyor,hayata aktif katılıyoruz.Bar,disco,restorant,konser,davetler vb. yerlere gidiyor,katılıyoruz.Pek çok köleme bazı durumlarda Külot giydirmem,miniler giydiririm,dekolte vb.Sonrasında diyelim metro'da,bar'da eteklerini olabildiğince sıyırıp teşhir etmelerini isterim.Bakışlar,merak,teşhir hissinin verdiği utanma,baskı dürtüsü hepsini heyecanlandırır.
Mesela bir köleme şöyle birşey yaptırmıştım.Misafirlerim gelecekti arkadaşlarım,ondan öncesinde kölem banyoda sabunladı,masaj yaptı,sonrasında elbiselerimi hazırladı.Ona da külot giymemesini,sütyen takmamasını,jartiyer çorap giymesini,mini etek giymesini emrettim.Arkadaşlarım geldiğinde yemek,alkol,sohbete daldık.Kölem de bir yandan bize hizmet ediyor,hazır da bekliyordu.Arkadaşlarım ve yakın çevrem Bdsm hayatı yaşadığımı,Master olduğumu bilir.Daha sonra köleme hazır olda,köşede beklemesini emrettim.İlk kez başkalarının yanında benden emir alıyordu.Heyecanlanmıştı.Yarım saat kadar sonra ise üstünü komple çıkarmasını,sadece altında mini etek,jartiyer çoraplı ve ayakkabılarıyla kalmasını emrettim.Hemen uyguladı.Refleks olarak ve utancından başını kaldıramıyordu,ellerini arkada birleştirmesini ve o şekilde köşede,ayakta,memeleri açıkta beklemesini,bir dahaki emrime kadar durmasını emrettim.Biz arkadaşlarımla o orada yokmuş gibi sohbetimize,içmemize,eğlenmemize devam ettik.Arada göz ucuyla köleme bakıyor hal ve davranışlarını süzüyordum.Daha sonra eteğini sıyırıp arkası bize dönük şekilde öne eğilmesini ve o halde durmasını emrettim,bir yarım saat kadar da öyle durdu.Arkadaşlar gittikten sonra biz bize kalınca sordum,ne hissettin,nasıldı diye...
''Efendim çok utandım,kendimi garip hissettim,kıpkırmızı oldum,kalbim küt küt attı ama bir yandan da değişik bir haz aldım,sulandım,memelerim uyarıldı'' yorumunda bulundu..
Bdsm'de ya da hayatın içinde aslında hiçbir şey göründüğü,bilindiği gibi değil.Ego,bilinçaltı,zevkler,tabular,ezberler,dürtüler,duygular herşey bir deneyim,farklı bir deneyim,farklı bir keyif...Ön yargılar ve peşin hükümler bunları engeller.Daha esnek ve ''deneyimleyici'' olmak her zaman faydalıdır...
Blog prensesleri-Egolar-Sürrealist Ütopyalar-Çelişik yaşamlar
Blog dünyasında dikkatimi çeken birşey oldu,daha doğrusu Bdsm ya da Sex blogları açan dişilerle ilgili dikkatimi çeken birşey...Ben Bdsm blogumu açalı dört ''4'' yıl oldu..Bdsm blogundan önce de başka bir blogum vardı,yani blog dünyasıyla tanışmam yaklaşık 7 yıllık bir süreç,bu Bdsm blogunu açmam ise 4 yıllık bir süreç..Bu süreçte özellikle Bdsm ve Sex blogu açan kinky,submissive,slave,sex düşkünü vb. dişiler (genç kızlar,olgun kadınlar,sevgilisi olan,evli,bekar,dul dişiler) diyebilirim ki % 90'i salt sanal,ve salt fantazi,hayal tatmini üzerine kurulu bir blog sevdası içinde.
Yani bir sanal dünya,sanal fantazi,sanal histeri,sanal yaşam egosu.Şuna kesin olarak inanıyorum ki sex,bdsm,kinky blogları olup onca şeyi yazan dişilerden çok çok çokkk azı gerçekten onları yaşıyor.Yani tüm yazılarında sürekli bir yaşanmışlıktan,realiteden,dürüstlükten,özgüvenden,farklılıktan bahsediyorlar ama çok çokk azı gerçekten böyle.Pek çoğu adeta bir sanal fantazi dünyası yaratmış ve o dünyada yaşıyor.Blogtan bana ulaşan pek çok sub-slave ile görüştüm,buluştum,ilişki yaşadım..Amaa sadece 3 tanesinin blogu vardı,evet 3..Diğer herkes sub-slave olmak,bdsm yaşamak için görüştüğüm pek çok dişi blogu olmayan,blog yazılarımı okuyan ve mail'den bana ulaşan,blog dünyasında yer almayan kişilerdi.Bu blog üzerinden görüştüğüm,ciddi bir bdsm ilişkisi yaşadığım,uzun süre birlikte olduğum,ismi lazım değil bir dişi vardı(ismini,cismini,konumunu,durumunu,blog ismini deşifre etmeyeceğim,bende olan bende kalır).Blog dünyasında olan belki de herkesin blog ismiyle söylediğimde tanıyacağı, bildiği,yüzlerce hatta binlerce takipçisi olan biriydi.Fakat blogta yazdıkları adeta A'dan Z'ye fantaziden ibaret olan,gerçek yaşamında evli olan,bambaşka gerçeklerin ve yalanların ortaya çıktığı biriydi.
Zaman zaman görüyorum sex,bdsm blogu olan bazı dişiler.Onlarca,yüzlerce takipçisi hatta fan'ları,hayranları var.Adeta bir hayran kitlesi oluşturmuşlar.Bu egolarını ve sanal fantazilerini tatmin etmeleri açısından güzel fakat yazdıkları,söyledikleri,düşledikleri ne kadar gerçek!? Ya da gerçekte bahsettikleri sürtük,submissive,slave kişiler mi!?
Bakıyorum onları takip eden pek çok kişi ve her yazdıklarına onlarca yorum.Hatta bdsm blogu açmış,sub-slave olduğunu ilan eden bir dişiye bdsm ile alakası olmayan,salt cinselliğe dair bazı ögeler ve yazılar var diye dadanan,yazan pek çok erkek var.Bu bir ironi,bir zıtlık,bir tezat,bir iletişimsizlik,bir karmaşa bence.Bdsm ile hiçç alakası olmayan kişilere,yorumlarına,bloglarına ayırdıkları vakti bu işi gerçekten bilen,uygulayan,yaşayan kişilere ayırabilirler.Oysa kendilerince oluşturdukları sanal gerçeküstücülük ve dünyalarında uğraştıkları kişiler,durumlar çok alakasız ve zıt.
Ben pek kimseyi takip etmem,fazla yorum yazmam,fazla ilgilenmem ki son 1 yıldır kendi bloguma bile doğru dürüst birşeyler yazmıyordum.Bakıyorum mevzubahis dişilerin bloglarını günlük,saatlik,dakikalık takip eden sex düşkünü bdsm ile alakası olmayan erkekler,ya da master olduğunu söyleyip her sub-slave olduğunu söyleyen dişiye sürekli asılanlar,yazanlar...Ben ki bu blogum 4 senedir var lakin başkalarına yazdığım yorumlar toplasanız 10'u geçmez bu 4 yıllık süreçte..
4 yıllık emek,hayata-bdsm'ye dair bilgi birikim,kültür,olgunluk,yaklaşım,gerçeklik adına net ve belli olan yazılarım,yorumlarım,düşüncelerim,yaklaşımım...Lakin fikirlerime,yazılarıma dair bir yorum yok,beğeni ya da eleştiri yok.Blogum bugüne kadar ''50 bin kişi'' tarafından ziyaret edilmiş,okunmuş...50 bin kişiiiiiiiii..Lakin yapılan yorumlar 5 tane ya var ya yok! Yani herkes İZLEYİCİ,KAÇAK DÖVÜŞEN..Bakıyor,okuyor,sonra köşesine çekiliyor.Anonim olarak,isimsiz,kimliksiz yorum yapmak bile zor geliyor.Oysa ki eminim,bu 50 bin kişi içinden en az bir % 20'si birşeyler ''öğrendi,cevabını aradığı bazı soruları buldu,hayatında uyguladı,faydalandı''...Eminim bir dişi olsam yazılarıma yapılan yorumlar,gelen mailler,takipçiler eksik olmazdı..!!! Bu da toplumun ve insanların iki yüzlülüğü ve bencilliğine ayrı bir örnek......
Eminim sex blogu,bdsm blogu açan bazı dişilerin götünde,peşinde dolansam,yazılar yorumlar yapsam,egolarını tatmin etsem karşılığı cici kızlık,yağcılık ve göstermelik saygı olacaktır...Eminim birilerini düşürmek için gece gündüz bloglarında yatsam,gece gündüz yorumlar yapsam,demagoji yapsam,şov yapsam bana olan yaklaşımlar daha farklı olacaktır..!
Farklı,değişik hissettiğini,olduğunu,alabildiğine özgür olduklarını söyleyen,her arzularını,fantazilerini alabildiğine yaşadığını iddia eden bu topluluk,bu dişiler her nedense iş bu gibi şeylere gelince bir anda masum,ürkek,çekingen,mesafeli kesiliyorlar...Bana ulaşanlar,saygı,beğeni belirtenler genelde ''Blog kullanıcısı OLMAYAN kişiler''..Mail atan,düşüncelerini söyleyen,fikir beyan eden,paylaşan kişiler %95 ''Blog kullanıcısı OLMAYAN kişiler'' Hatta sert üsluplu,kadınlara yönelik bazı yazılarımı okuyup ''KOYU FEMİNİST ya da Lezbiyen olmalarına RAĞMEN'' şu şu konuda haklısın diyenler bile var...!! Feministlere,Lezbiyenlere bile bazı fikirlerimi kabul ettirip,takdir,yorum,beğeni alabiliyorumm AMA ne hikmetse aynı düşünceleri,zevkleri,felsefeyi paylaştığımız,aynı düzlemde olduğumuz ''Blog Prensesleri'' abazaların onların götlerini kaldırmasıyla ve egolarını şişirip tatmin etmesiyle fazla meşgul..!! Paylaşmak,selamlaşmak,sormak,danışmak,okudukları,beğendikleri bir yazıma-konuya yorum yapmak,tebrik etmek,saygı duymak zor geliyorrr...Oysa görüyorum ki gerek geçmişte,gerek şimdi yazılarımdan alıntı yapanlar,bir iki kelimeyi değiştirip ana fikri aynı olan konular,cümleler yazabiliyor.Hatta kimileri direkt ''komple yazılarımı,fikirlerimi alıp,modifiye edip kullanma izni istiyor'' ama bir takdir,saygı,selam,beğeni,yorum,teşekkür etmek zor geliyorrr...Kimbilir belki pek çokları fikirlerimi,ögelerimi,mantığımı beynine copy paste edip kullanıyorrrr...Ama hayatında uygulayarak ama modifiye edip kendininmiş gibi sunarakk...!İşte bu yüzdendir ki o aştım,çoştum,koptum,farklıyım,şöyleyim,böyleyim diyen ''Blog Prensesleri'' bana sahte ve sürrealist geliyor...
Ben yapı,karakter olarak dişilerin peşinde koşmayı,uğraşmayı,yalakalık yapmayı,düşürmek için sinsilik vb. yapmayı sevmeyen bir insanım..Hatta baktığımda pek çok erkek bir dişiye yükleniyor,peşinde koşuyor,iltifatlar yağdırıyorsa o dişiye selam vereceğim varsa bile vermiyorum,geri duruyorum...
Sanal dünya,blog dünyası,hayaller,fantaziler herkes tutturmuş bir yol gidiyor.Herşeyi gerçeküstü-sürrealist bir dille yazıyor,gösteriyor,sunuyor ve kendilerine yarattıkları ''sahte abaza'' kitleler ve ''hazırcı insan'' yığınlarıyla ''blog kardeşiliği,blog prensesliği,blog orospuluğu,blog riyakarlığı'' yaparak sürreal bir dünya düzleminde ilerliyorlar...Kim bilir belki bazıları gerçek hayatta yaşayamadıklarını ama yaşamak istediklerini blogta gerçekmiş gibi sunuyor,kimileri varolmayan gerçeklere kendini de inandırmış,kimileri ise saçma tiplerle uğraşmaktan aslolana,asıl konulara,kişilere odaklanamıyor...
Görünen o ki etraf riyakar ve sahte ruhlarla,hayalci ütopik dişilerle ve abaza erkeklerle dolu..Tüm bu sanal fantazi dünyasında,gerçekçi olanlar kimler anlamak zor ve çetrefilli..Lakin böyle olmasını sağlayan da kendileri...Yaa cesaretten,mantıktan,gerçeklikten,farklılıktan söz etmeyecekler ya da böyle olduklarını gerçekten belli edecekler,gerisi boş ve saçma...
Yani bir sanal dünya,sanal fantazi,sanal histeri,sanal yaşam egosu.Şuna kesin olarak inanıyorum ki sex,bdsm,kinky blogları olup onca şeyi yazan dişilerden çok çok çokkk azı gerçekten onları yaşıyor.Yani tüm yazılarında sürekli bir yaşanmışlıktan,realiteden,dürüstlükten,özgüvenden,farklılıktan bahsediyorlar ama çok çokk azı gerçekten böyle.Pek çoğu adeta bir sanal fantazi dünyası yaratmış ve o dünyada yaşıyor.Blogtan bana ulaşan pek çok sub-slave ile görüştüm,buluştum,ilişki yaşadım..Amaa sadece 3 tanesinin blogu vardı,evet 3..Diğer herkes sub-slave olmak,bdsm yaşamak için görüştüğüm pek çok dişi blogu olmayan,blog yazılarımı okuyan ve mail'den bana ulaşan,blog dünyasında yer almayan kişilerdi.Bu blog üzerinden görüştüğüm,ciddi bir bdsm ilişkisi yaşadığım,uzun süre birlikte olduğum,ismi lazım değil bir dişi vardı(ismini,cismini,konumunu,durumunu,blog ismini deşifre etmeyeceğim,bende olan bende kalır).Blog dünyasında olan belki de herkesin blog ismiyle söylediğimde tanıyacağı, bildiği,yüzlerce hatta binlerce takipçisi olan biriydi.Fakat blogta yazdıkları adeta A'dan Z'ye fantaziden ibaret olan,gerçek yaşamında evli olan,bambaşka gerçeklerin ve yalanların ortaya çıktığı biriydi.
Zaman zaman görüyorum sex,bdsm blogu olan bazı dişiler.Onlarca,yüzlerce takipçisi hatta fan'ları,hayranları var.Adeta bir hayran kitlesi oluşturmuşlar.Bu egolarını ve sanal fantazilerini tatmin etmeleri açısından güzel fakat yazdıkları,söyledikleri,düşledikleri ne kadar gerçek!? Ya da gerçekte bahsettikleri sürtük,submissive,slave kişiler mi!?
Bakıyorum onları takip eden pek çok kişi ve her yazdıklarına onlarca yorum.Hatta bdsm blogu açmış,sub-slave olduğunu ilan eden bir dişiye bdsm ile alakası olmayan,salt cinselliğe dair bazı ögeler ve yazılar var diye dadanan,yazan pek çok erkek var.Bu bir ironi,bir zıtlık,bir tezat,bir iletişimsizlik,bir karmaşa bence.Bdsm ile hiçç alakası olmayan kişilere,yorumlarına,bloglarına ayırdıkları vakti bu işi gerçekten bilen,uygulayan,yaşayan kişilere ayırabilirler.Oysa kendilerince oluşturdukları sanal gerçeküstücülük ve dünyalarında uğraştıkları kişiler,durumlar çok alakasız ve zıt.
Ben pek kimseyi takip etmem,fazla yorum yazmam,fazla ilgilenmem ki son 1 yıldır kendi bloguma bile doğru dürüst birşeyler yazmıyordum.Bakıyorum mevzubahis dişilerin bloglarını günlük,saatlik,dakikalık takip eden sex düşkünü bdsm ile alakası olmayan erkekler,ya da master olduğunu söyleyip her sub-slave olduğunu söyleyen dişiye sürekli asılanlar,yazanlar...Ben ki bu blogum 4 senedir var lakin başkalarına yazdığım yorumlar toplasanız 10'u geçmez bu 4 yıllık süreçte..
4 yıllık emek,hayata-bdsm'ye dair bilgi birikim,kültür,olgunluk,yaklaşım,gerçeklik adına net ve belli olan yazılarım,yorumlarım,düşüncelerim,yaklaşımım...Lakin fikirlerime,yazılarıma dair bir yorum yok,beğeni ya da eleştiri yok.Blogum bugüne kadar ''50 bin kişi'' tarafından ziyaret edilmiş,okunmuş...50 bin kişiiiiiiiii..Lakin yapılan yorumlar 5 tane ya var ya yok! Yani herkes İZLEYİCİ,KAÇAK DÖVÜŞEN..Bakıyor,okuyor,sonra köşesine çekiliyor.Anonim olarak,isimsiz,kimliksiz yorum yapmak bile zor geliyor.Oysa ki eminim,bu 50 bin kişi içinden en az bir % 20'si birşeyler ''öğrendi,cevabını aradığı bazı soruları buldu,hayatında uyguladı,faydalandı''...Eminim bir dişi olsam yazılarıma yapılan yorumlar,gelen mailler,takipçiler eksik olmazdı..!!! Bu da toplumun ve insanların iki yüzlülüğü ve bencilliğine ayrı bir örnek......
Eminim sex blogu,bdsm blogu açan bazı dişilerin götünde,peşinde dolansam,yazılar yorumlar yapsam,egolarını tatmin etsem karşılığı cici kızlık,yağcılık ve göstermelik saygı olacaktır...Eminim birilerini düşürmek için gece gündüz bloglarında yatsam,gece gündüz yorumlar yapsam,demagoji yapsam,şov yapsam bana olan yaklaşımlar daha farklı olacaktır..!
Farklı,değişik hissettiğini,olduğunu,alabildiğine özgür olduklarını söyleyen,her arzularını,fantazilerini alabildiğine yaşadığını iddia eden bu topluluk,bu dişiler her nedense iş bu gibi şeylere gelince bir anda masum,ürkek,çekingen,mesafeli kesiliyorlar...Bana ulaşanlar,saygı,beğeni belirtenler genelde ''Blog kullanıcısı OLMAYAN kişiler''..Mail atan,düşüncelerini söyleyen,fikir beyan eden,paylaşan kişiler %95 ''Blog kullanıcısı OLMAYAN kişiler'' Hatta sert üsluplu,kadınlara yönelik bazı yazılarımı okuyup ''KOYU FEMİNİST ya da Lezbiyen olmalarına RAĞMEN'' şu şu konuda haklısın diyenler bile var...!! Feministlere,Lezbiyenlere bile bazı fikirlerimi kabul ettirip,takdir,yorum,beğeni alabiliyorumm AMA ne hikmetse aynı düşünceleri,zevkleri,felsefeyi paylaştığımız,aynı düzlemde olduğumuz ''Blog Prensesleri'' abazaların onların götlerini kaldırmasıyla ve egolarını şişirip tatmin etmesiyle fazla meşgul..!! Paylaşmak,selamlaşmak,sormak,danışmak,okudukları,beğendikleri bir yazıma-konuya yorum yapmak,tebrik etmek,saygı duymak zor geliyorrr...Oysa görüyorum ki gerek geçmişte,gerek şimdi yazılarımdan alıntı yapanlar,bir iki kelimeyi değiştirip ana fikri aynı olan konular,cümleler yazabiliyor.Hatta kimileri direkt ''komple yazılarımı,fikirlerimi alıp,modifiye edip kullanma izni istiyor'' ama bir takdir,saygı,selam,beğeni,yorum,teşekkür etmek zor geliyorrr...Kimbilir belki pek çokları fikirlerimi,ögelerimi,mantığımı beynine copy paste edip kullanıyorrrr...Ama hayatında uygulayarak ama modifiye edip kendininmiş gibi sunarakk...!İşte bu yüzdendir ki o aştım,çoştum,koptum,farklıyım,şöyleyim,böyleyim diyen ''Blog Prensesleri'' bana sahte ve sürrealist geliyor...
Ben yapı,karakter olarak dişilerin peşinde koşmayı,uğraşmayı,yalakalık yapmayı,düşürmek için sinsilik vb. yapmayı sevmeyen bir insanım..Hatta baktığımda pek çok erkek bir dişiye yükleniyor,peşinde koşuyor,iltifatlar yağdırıyorsa o dişiye selam vereceğim varsa bile vermiyorum,geri duruyorum...
Sanal dünya,blog dünyası,hayaller,fantaziler herkes tutturmuş bir yol gidiyor.Herşeyi gerçeküstü-sürrealist bir dille yazıyor,gösteriyor,sunuyor ve kendilerine yarattıkları ''sahte abaza'' kitleler ve ''hazırcı insan'' yığınlarıyla ''blog kardeşiliği,blog prensesliği,blog orospuluğu,blog riyakarlığı'' yaparak sürreal bir dünya düzleminde ilerliyorlar...Kim bilir belki bazıları gerçek hayatta yaşayamadıklarını ama yaşamak istediklerini blogta gerçekmiş gibi sunuyor,kimileri varolmayan gerçeklere kendini de inandırmış,kimileri ise saçma tiplerle uğraşmaktan aslolana,asıl konulara,kişilere odaklanamıyor...
Görünen o ki etraf riyakar ve sahte ruhlarla,hayalci ütopik dişilerle ve abaza erkeklerle dolu..Tüm bu sanal fantazi dünyasında,gerçekçi olanlar kimler anlamak zor ve çetrefilli..Lakin böyle olmasını sağlayan da kendileri...Yaa cesaretten,mantıktan,gerçeklikten,farklılıktan söz etmeyecekler ya da böyle olduklarını gerçekten belli edecekler,gerisi boş ve saçma...
Etiketler:
blog-prenses-sahte-şımarık-fake
24 Nisan 2013 Çarşamba
Orospu, fahişe, sürtük, kaltak, yosma...
Orospu, fahişe, sürtük, kaltak, yosma, zilli.. Biraz şöyle oldu gibi, en ağır olandan en hafif olana doğru bir sıralama gibi...Orospu ağır, zilli hafif ve tatlı. Neden? Ağır ya da hafif, hakaret ya da iltifat! Kime göre, neye göre, nasıl, neden? Bunları belirleyen kim, kimler?
Genel kanı ve bilinen şudur; Orospuluk ''kendini, bedenini para, parayla satan kişilere'' orospu denir. Yani bir meslek türüdür aslında. Hatta şöyle bir deyim vardır ''orospuluk dünya'nın en eski mesleğidir'' diye...
Bakınız bir açıdan bakınca bu bir meslek, bir açıdan bakınca hakaret, bir açından bakınca zevk.. Kimin ne açıdan, nasıl baktığına bağlı da diyebiliriz. Pekii bu bir meslek olduğuna göre neden küçümseme ya da hakaret olarak kullanılıyor! Yani doktorluk, mühendislikte bir meslek lakin birine kızdığımızda ''doktorrrr'' ya da '' seni doktorrrr'' demiyoruz değil mi!? Amaa birine kızdığımızda ''orospuuu'' ya da ''seni orospuuuuu'' diyoruz..! ?
Bu meslek türü beğenilmeyebilir, ama bunun bir aşağılama, tüü kaka unsuru olarak görülmesi manasız ve komik. Bu mantıkla bakacak olursak doktorluk güzel bir meslek, hayat kurtarıyor, saygın bir iş, ama orospuluk kötü, tüü kaka, rezil bir iş..Eee doktor hayat kurtarıyorsa orospu'da hayat veriyor! Bedene, ruha, kalbe hayat veriyor, rahatlatıyor. Nasıl ki bir yerimiz ağrıyınca doktora gidip tedavi oluyorsak, bir yerimiz kalkınca da bir orospuya gidip rahatlamıyor mu insanlar? Bu mantıkla bakınca her ikisi de can veriyor, şifa veriyor... Fakat biri saygın bir meslek diğeri rezil!! İşte bu da yine toplumun, insanların iki yüzlülüğü ve paradoksal saçmalıklarından biri..
Buraya kadar orospuluk normal, bir meslek dalı, bir seçim ya da zorla şartlardan dolayı yapılan bir meslek türü, bu anlamda hakaret olarak algılamak saçma.
Fakat diğer yandan orospuluk şöyle de algılanıyor. Bir ilişkisi varken aynı anda başkalarıyla da olan, ilişkide olduğu kişiyi aldatan ya da karakter ve yapı olarak zayıf, bozuk, sinsi kişilere de orospu diyoruz. İşte bu anlamıyla bizi en çok rahatsız eden şey..
Dişiler doğaları, yaradılışları gereği güzel giyinmek, sexy olmak, süslenmek, kendini beğendirmek ister. Hepimiz güzel, alımlı, bakımlı, süslü dişiler isteriz ama bunu sadece bize sunmalarını bekleriz. Oysa dişiler yapıları, doğaları gereği bir beğeni, albeni, güzellik, süs sembolüdür. İşte bu yüzden dişilere ''sadece'' bana süslenecek, güzel giyineceksin demek onların doğasını, yapısını görmezden gelmek, baskılamak demektir. Kimi dişiler mini, dekolte ile kendini dişi, güzel, sexy hisseder kimileri daha kapalı ama hatlarını belli eden kıyafetlerle ya da süslerle, takılarla. Neticede her dişi kendini göstermek, beğenilmek, sunmak, arzulanmak ister.
Bu açıdan bakınca bir dişinin giyim, kuşam, bakım, güzellik anlamında orospu, fahişe, sürtük, kaltak, yosma olması bir sorun değildir, tam tersine yaradılışlarının bir gereğidir ve her dişinin içinde ''ama az ama çok'' sürtüklük vardır. Bunu baskılamaya kalktığınız an tıpkı insana dair pek çok dürtüde olduğu gibi, o dişiyi de soğutmuş ve özünden koparmış olursunuz. Evet sürtüklük her dişinin içinde, az çok olan bir yapıdır ve bunu en güzel, olgun, keyifli, bilinçli haliyle sunan her dişi keyifli bir orospu, zevkli bir sürtük, albenili bir yosmadır.
Baskılamak sorunları büyütür, o dişi içten içe bunu ister. Yaşamak, sergilemek, sunmak, hissetmek, beğenilmek. Yaşayamadığı anda ise alternatif erkeklere, durumlara, çözümlere yönelir. İşte o an pek çok erkeğin dediği ''seni orospu böyle giyinme demedim mi, seni orospuuuu başkalarıyla yatıyorsun hee'' durumu ortaya çıkar.. Oysa o orospu dediğiniz dişiyi, özünde, yaradılışında olan ''orospuluğunu'' yaşamasına izin vermediğiniz için sizlerin ''aşağılama anlamındaki orospu'' dediği şeye dönüşür.. Aslında herkes bunu kabullense orospuyu hakaret değil keyifli, güzel anlamda kullansanız ve yaşasanız, sonrasında kızıp ''seni orospuuuu'' demek yerine, keyfini çıkarır ve seni ''cici tatlı orospu'' dersiniz. Böylece dişiniz orospuluğunu başkalarına sunmak yerine size sunar, kendi keyfinizi kendiniz baltalıyorsunuz farkında olmadan. Gerçekliği kabullenin ve keyfini çıkarın, ya da hayat boyu istim üstünde tedirgin yaşayın...
Genel kanı ve bilinen şudur; Orospuluk ''kendini, bedenini para, parayla satan kişilere'' orospu denir. Yani bir meslek türüdür aslında. Hatta şöyle bir deyim vardır ''orospuluk dünya'nın en eski mesleğidir'' diye...
Bakınız bir açıdan bakınca bu bir meslek, bir açıdan bakınca hakaret, bir açından bakınca zevk.. Kimin ne açıdan, nasıl baktığına bağlı da diyebiliriz. Pekii bu bir meslek olduğuna göre neden küçümseme ya da hakaret olarak kullanılıyor! Yani doktorluk, mühendislikte bir meslek lakin birine kızdığımızda ''doktorrrr'' ya da '' seni doktorrrr'' demiyoruz değil mi!? Amaa birine kızdığımızda ''orospuuu'' ya da ''seni orospuuuuu'' diyoruz..! ?
Bu meslek türü beğenilmeyebilir, ama bunun bir aşağılama, tüü kaka unsuru olarak görülmesi manasız ve komik. Bu mantıkla bakacak olursak doktorluk güzel bir meslek, hayat kurtarıyor, saygın bir iş, ama orospuluk kötü, tüü kaka, rezil bir iş..Eee doktor hayat kurtarıyorsa orospu'da hayat veriyor! Bedene, ruha, kalbe hayat veriyor, rahatlatıyor. Nasıl ki bir yerimiz ağrıyınca doktora gidip tedavi oluyorsak, bir yerimiz kalkınca da bir orospuya gidip rahatlamıyor mu insanlar? Bu mantıkla bakınca her ikisi de can veriyor, şifa veriyor... Fakat biri saygın bir meslek diğeri rezil!! İşte bu da yine toplumun, insanların iki yüzlülüğü ve paradoksal saçmalıklarından biri..
Buraya kadar orospuluk normal, bir meslek dalı, bir seçim ya da zorla şartlardan dolayı yapılan bir meslek türü, bu anlamda hakaret olarak algılamak saçma.
Fakat diğer yandan orospuluk şöyle de algılanıyor. Bir ilişkisi varken aynı anda başkalarıyla da olan, ilişkide olduğu kişiyi aldatan ya da karakter ve yapı olarak zayıf, bozuk, sinsi kişilere de orospu diyoruz. İşte bu anlamıyla bizi en çok rahatsız eden şey..
Dişiler doğaları, yaradılışları gereği güzel giyinmek, sexy olmak, süslenmek, kendini beğendirmek ister. Hepimiz güzel, alımlı, bakımlı, süslü dişiler isteriz ama bunu sadece bize sunmalarını bekleriz. Oysa dişiler yapıları, doğaları gereği bir beğeni, albeni, güzellik, süs sembolüdür. İşte bu yüzden dişilere ''sadece'' bana süslenecek, güzel giyineceksin demek onların doğasını, yapısını görmezden gelmek, baskılamak demektir. Kimi dişiler mini, dekolte ile kendini dişi, güzel, sexy hisseder kimileri daha kapalı ama hatlarını belli eden kıyafetlerle ya da süslerle, takılarla. Neticede her dişi kendini göstermek, beğenilmek, sunmak, arzulanmak ister.
Bu açıdan bakınca bir dişinin giyim, kuşam, bakım, güzellik anlamında orospu, fahişe, sürtük, kaltak, yosma olması bir sorun değildir, tam tersine yaradılışlarının bir gereğidir ve her dişinin içinde ''ama az ama çok'' sürtüklük vardır. Bunu baskılamaya kalktığınız an tıpkı insana dair pek çok dürtüde olduğu gibi, o dişiyi de soğutmuş ve özünden koparmış olursunuz. Evet sürtüklük her dişinin içinde, az çok olan bir yapıdır ve bunu en güzel, olgun, keyifli, bilinçli haliyle sunan her dişi keyifli bir orospu, zevkli bir sürtük, albenili bir yosmadır.
Baskılamak sorunları büyütür, o dişi içten içe bunu ister. Yaşamak, sergilemek, sunmak, hissetmek, beğenilmek. Yaşayamadığı anda ise alternatif erkeklere, durumlara, çözümlere yönelir. İşte o an pek çok erkeğin dediği ''seni orospu böyle giyinme demedim mi, seni orospuuuu başkalarıyla yatıyorsun hee'' durumu ortaya çıkar.. Oysa o orospu dediğiniz dişiyi, özünde, yaradılışında olan ''orospuluğunu'' yaşamasına izin vermediğiniz için sizlerin ''aşağılama anlamındaki orospu'' dediği şeye dönüşür.. Aslında herkes bunu kabullense orospuyu hakaret değil keyifli, güzel anlamda kullansanız ve yaşasanız, sonrasında kızıp ''seni orospuuuu'' demek yerine, keyfini çıkarır ve seni ''cici tatlı orospu'' dersiniz. Böylece dişiniz orospuluğunu başkalarına sunmak yerine size sunar, kendi keyfinizi kendiniz baltalıyorsunuz farkında olmadan. Gerçekliği kabullenin ve keyfini çıkarın, ya da hayat boyu istim üstünde tedirgin yaşayın...
Gerçek Özgürleşme-Farkındalık
Özgürlük hemen herkesin olmazsa olmazıdır.Hayatlarımız çoğu zaman özgürlük elde etme çabasıyla geçer.Aslında pek özgür değilizdir.Belli yaşa gelene kadar ailemize,okul hayatında öğretmen ya da müdürlerimize,iş hayatında yönetici,patron,işverenlere bağlıyızdır.Ailemizin istedikleri emirdir,öğretmenlerimizin söyledikleri yapılmalıdır,işveren ya da yöneticilerimizin beklentileri,emirleri,istekleri vardır,yapılmazsa uyarılır yine yapılmazsa işimizden oluruz.Yanii hayatlarımız adeta baştan sonra bir emirler,yönetilme,birilerine gayriresmi bir bağlılıkla geçer.Eskiden Roma ve Yunan dönemlerinde kölelik bariz ve netti.Hatta kanunlarla belirlenmiş ve devletin kesin çizgilerle koyduğu kural,ritüel ve kanunlarla destekleniyordu.O dönemlerde aile,iş hayatı,kariyer gibi kavramlar günümüz gibi değildi elbette.Bir çocuk ailesinin izni olmadan aile'den alınabiliyor hizmet ya da kölelik için eğitilebiliyordu,ya da asker olması için aile'den zorla alınıp eğitilip asker yapılabiliyordu.Meslekler belliydi.Asker,doktor,filozof,siyasetçi,tüccar,mimar,sanatçı,esnaf..Yani günümüzdeki gibi yüzlerce meslek,yüzlerce iş alanı-dalı yoktu,herşey belliydi.Döneme bağlı olarak tarım,çiftçilikle uğraşanlar olmakla birlikte o dönemlerde tarım,çiftçilik bariz ve üst düzeyde değildi.İşte bu meslekleri icra edenler hariç hemen herkes bu meslek ve konumlara sahip insanlara hizmetçilik,kölelik,çalışan olarak hayatını sürdürüyordu.Yani aslında o dönemki işverenler aynı zamanda çalışanların,hizmetkarların,kölelerin yani hemen herkesin sahibi,efendisi idi..
Günümüzde de durum çok farklı değil,şöyle ki.Meslekler,meslek alanları çeşitli olmakla birlikte aslında yine birilerinin çalışanı,hizmetkarı,kölesi olarak sürdürüyor hayatlarını insanlar.Görünürde günümüzde kanunlar önünde herkeş eşit ve özgür,fakat maddiyat ve konumlar insanları birilerinin ''zoraki'' ''gayriresmi'' kölesi haline getiriyor.Yani kısaca buna ''modern-çağdaş'' kölelik diyebiliriz.Hal böyleyken ne kadar özgür olduğumuz ya da özgür olunduğu-yaşandığı iddia edilebilir!?
Dünyanın çok büyük bir dilimi aslında özgür görünümlü köle olarak hayatını sürdürmekte.Evet belki şartlar,hayat,yaşamak için yapılması gereken zorunluluklar var fakat bu ''gerçekten özgür'' olunmadığı gerçeğini değiştirmiyor.Adına ne derseniz deyin, günümüzde yaşanan durum aslında bir ''modern kölelik''.
İşte bu durumlardan hareketle ironi,paradoks olarak bakabileceğimiz durumdur Bdsm..Yani itaatkar,köle ruhlu,yapıda kişiler sanıldığının aksine ''köle,bağlı'' olmuyor,tam tersine aslında gerçek özgürleşmeyi kendilerini bir güce,oturaklı bir kalıba,olgun bir ruha teslim ederek yaşıyorlar.Çünkü zaten hayatları birilerine gayriresmi köle olmakla ve istemedikleri pek çok şeyi yapmakla geçiyor,oysa Bdsm'de Efendisine kendini adayan,itaat eden bir ruh,beden o çatı altında normalde yapmayacağı,yaşayamayacağı herşeyi yaşıyor,ve gerçek özgürleşmeyi kurallara,işverene,paraya,tabulara,çizgilere,ayıplara,günahlara bağlı olmadan yaşıyor...
Herşey ''kabullenmekle'' başlar.Kabullenilmemiş bir hayat ve gerçekler insanı sürüncemeye,bilinmeze,zorlanmaya iter.Kabullenilmiş bir ruh,istekler,karakter ve ''farkındalık'' herşeyin temelidir.Böylece ''kabullenmiş ve farkında'' olan bir ruh,bir birey kendinin ne olduğunu bilerek ve ne yaşaması gerektiğini bilerek ''gerçek özgürleşmeye'' doğru yelken açar.İnkarlar,ön yargılar,sürünceme,kabullenmeme,ötekileştirme,kaçışlar sadece herşeyi daha da altüst eder ve mecvut şartların da etkisiyle (hayat,maddiyat,çevre) iyice içinden çıkılmaz bir hal alır.
Gerçek bir güce,ruha,olgunluğa,netliğe teslimiyet,gerçek özgürleşmeye giden kapıyı aralamaktır.Yapılması gereken ''kabullenmek,farkında olmak'' ve anahtarı doğru zamanda doğru kapıyla eşleştirmektir.
Günümüzde de durum çok farklı değil,şöyle ki.Meslekler,meslek alanları çeşitli olmakla birlikte aslında yine birilerinin çalışanı,hizmetkarı,kölesi olarak sürdürüyor hayatlarını insanlar.Görünürde günümüzde kanunlar önünde herkeş eşit ve özgür,fakat maddiyat ve konumlar insanları birilerinin ''zoraki'' ''gayriresmi'' kölesi haline getiriyor.Yani kısaca buna ''modern-çağdaş'' kölelik diyebiliriz.Hal böyleyken ne kadar özgür olduğumuz ya da özgür olunduğu-yaşandığı iddia edilebilir!?
Dünyanın çok büyük bir dilimi aslında özgür görünümlü köle olarak hayatını sürdürmekte.Evet belki şartlar,hayat,yaşamak için yapılması gereken zorunluluklar var fakat bu ''gerçekten özgür'' olunmadığı gerçeğini değiştirmiyor.Adına ne derseniz deyin, günümüzde yaşanan durum aslında bir ''modern kölelik''.
İşte bu durumlardan hareketle ironi,paradoks olarak bakabileceğimiz durumdur Bdsm..Yani itaatkar,köle ruhlu,yapıda kişiler sanıldığının aksine ''köle,bağlı'' olmuyor,tam tersine aslında gerçek özgürleşmeyi kendilerini bir güce,oturaklı bir kalıba,olgun bir ruha teslim ederek yaşıyorlar.Çünkü zaten hayatları birilerine gayriresmi köle olmakla ve istemedikleri pek çok şeyi yapmakla geçiyor,oysa Bdsm'de Efendisine kendini adayan,itaat eden bir ruh,beden o çatı altında normalde yapmayacağı,yaşayamayacağı herşeyi yaşıyor,ve gerçek özgürleşmeyi kurallara,işverene,paraya,tabulara,çizgilere,ayıplara,günahlara bağlı olmadan yaşıyor...
Herşey ''kabullenmekle'' başlar.Kabullenilmemiş bir hayat ve gerçekler insanı sürüncemeye,bilinmeze,zorlanmaya iter.Kabullenilmiş bir ruh,istekler,karakter ve ''farkındalık'' herşeyin temelidir.Böylece ''kabullenmiş ve farkında'' olan bir ruh,bir birey kendinin ne olduğunu bilerek ve ne yaşaması gerektiğini bilerek ''gerçek özgürleşmeye'' doğru yelken açar.İnkarlar,ön yargılar,sürünceme,kabullenmeme,ötekileştirme,kaçışlar sadece herşeyi daha da altüst eder ve mecvut şartların da etkisiyle (hayat,maddiyat,çevre) iyice içinden çıkılmaz bir hal alır.
Gerçek bir güce,ruha,olgunluğa,netliğe teslimiyet,gerçek özgürleşmeye giden kapıyı aralamaktır.Yapılması gereken ''kabullenmek,farkında olmak'' ve anahtarı doğru zamanda doğru kapıyla eşleştirmektir.
Etiketler:
özgür-özrügleşme-farkındalık
11 Ağustos 2012 Cumartesi
24 Temmuz 2012 Salı
Erotic humiliation
Erotic humiliation is the consensual use of psychological humiliation
in a sexual context, whereby one person gains arousal or erotic
excitement from the powerful emotions of being humiliated and demeaned,
or of humiliating another; it is often, but not always, accompanied by
sexual stimulation of one or both partners in the activity. The
humiliation need not be sexual in itself; as with many other sexual
activities, it is the feelings derived from it that are sought,
regardless of the nature of the actual activity. It can be verbal or
physical, and can be relatively private or public. Often it can become ritualized, and unlike some sexual variations it can also be easily carried out over a long distance (as online). The distinction between humiliation and dominance in an activity such as erotic spanking is that the sought effect is primarily the humiliation; the activity is just a means to that end.
While fantasy and fascination with erotic humiliation is a prevalent part of BDSM and other sexual roleplay, relatively little has been written on it.[1] Humiliation play can, however, be taken to a point where it becomes emotionally or psychologically distressing to one or the other partner, especially if it is public humiliation. Erotic humiliation can become extreme enough to be considered a form of edgeplay, which some consider may best be approached with advance negotiation and use of a safeword. This is a highly subjective issue, and depends greatly on context.
Humiliation is not the same as dominance: the devotee does not necessarily seek to be ordered about. However, elements of erotic humiliation may be desirable to a number of dominance based activities. Humiliation comes into its own as a sexual force when the devotee seeks the humiliation over and above the means: when being spanked is primarily valued because of the belittlement involved, for example. Humiliation therefore encompasses a range of paraphilia, including foot fetish, shoe fetish, body worship, spanking, bondage, and most BDSM styles. It can be as basic as the desire to kiss and massage feet as a precursor to sex; and it can be complex, involving roleplay and public displays of subservience. It can also be for a set period of time (a "scene") or an ongoing facet of a relationship. The humiliation is not intrinsic to the act or the object. Rather, it is semiotically charged by the shared attitude of the partners engaged in the act. They invest specific acts, objects, or body parts with a humiliating aspect.[2]
Verbal humiliation
Physical humiliation
Sexual roleplaying can involve humiliation. For example, one person might play the part of a dog because he or she enjoys being mock-forced into it, and the top might emphasize the lowness of the bottom's status as an animal, whereas another person might play the role of the dog without any element of humiliation, simply as an expression of an inner animal or playful spirit.
Humiliation play is also connected to sexual fetishism, in that non-sexual activities may become sexualised by association with arousal, and also may be associated with exhibitionism in the sense of wanting others to witness (or being aroused by others witnessing) one's sexual degradation.
For some people, activities such as name-calling are a way of achieving ego reduction or getting over sexual inhibitions. For example, between gay people, terms usually associated with homophobia may be used, such as faggot and dyke.
As with all sexual activities, some people have sexual fantasies about humiliation, and others actually undertake it as a lifestyle or in a scene. Sexual fantasies relating to mild humiliation common. Some humiliation roleplay (pup-play and age play in particular) is combined with loyalty and care-giving to the extent that these fetishes can be seen as exercises in trust rather than primarily a humiliation fetish. The desire to be beneath the other partner during intercourse, the idea of "getting caught" (as in having sex in the garden or woods), and mild rape fantasies (in which the people imagine themselves to be forced in ways they would like, and which must be seen as completely different from any real form of rape) are mild emotional games that emphasise status, vulnerability, and control. However, for most people such ideas remain fantasies; the people would have strong reservations about the fantasies' being made public, or engaged in with a partner in real life, however erotic the idea may be. When someone reveals a fetish to a partner, this usually is a result of great trust. However, the desire to be humiliated may be a motivating cause for confession, in that the act of confessing can itself be humiliating. Many people worry about being ridiculed for their fetishes, and such ridicule from their partners could be psychologically catastrophic. Therefore, many people use online humiliation (in which the humiliator and others are involved via the Internet, using chat, email, websites, etc.) as a compromise between exhibitionism and reality on the one hand, and safety and anonymity on the other.
Common methods of online humiliation:
While fantasy and fascination with erotic humiliation is a prevalent part of BDSM and other sexual roleplay, relatively little has been written on it.[1] Humiliation play can, however, be taken to a point where it becomes emotionally or psychologically distressing to one or the other partner, especially if it is public humiliation. Erotic humiliation can become extreme enough to be considered a form of edgeplay, which some consider may best be approached with advance negotiation and use of a safeword. This is a highly subjective issue, and depends greatly on context.
Terminology and overview
The person being humiliated is often called a bottom, and the person who humiliates the bottom is often called the top, though these are standard terms used in general dominant/submissive role play and are not specific to humiliation interests. The top, if female, sometimes is called the humiliatrix. Other common names are slave and sub/submissive, for the bottom, and Master/Mistress and Dom/Domme, for the top.Humiliation is not the same as dominance: the devotee does not necessarily seek to be ordered about. However, elements of erotic humiliation may be desirable to a number of dominance based activities. Humiliation comes into its own as a sexual force when the devotee seeks the humiliation over and above the means: when being spanked is primarily valued because of the belittlement involved, for example. Humiliation therefore encompasses a range of paraphilia, including foot fetish, shoe fetish, body worship, spanking, bondage, and most BDSM styles. It can be as basic as the desire to kiss and massage feet as a precursor to sex; and it can be complex, involving roleplay and public displays of subservience. It can also be for a set period of time (a "scene") or an ongoing facet of a relationship. The humiliation is not intrinsic to the act or the object. Rather, it is semiotically charged by the shared attitude of the partners engaged in the act. They invest specific acts, objects, or body parts with a humiliating aspect.[2]
Means of humiliation
Many scenarios may give rise to sexual humiliation. Some scenarios may be based on verbal abuse and others on physical aspects. Some possible examples are listed:Verbal humiliation
- Animal play—describing the submissive as a pet, dog, girl, or bitch; making the submissive eat and drink from pet food and water bowls.[3]
- Verbal belittlement, with such words as slave, boy, girl, missy, and pet.
- Insults and verbal abuse, such as fat, ugly, stupid, and worthless.
- Degrading names, such as slut, shit, bitch, and whore.
- Racial and ethnic slurs.
- Slighting of body parts and behaviors, such as disparaging or cruel references to breasts, facial appearance, genitalia (including size), buttocks, and slighting of such mannerisms as walking, responsiveness, and standard of self-care.
- Requirement to ask permission for everyday activities, such as going to the toilet, spending money, and eating.
- Small-breasts humiliation, in which scorn is addressed over the supposed inadequacy of the woman's breasts or her inability to please a lover, and her breasts become objects of derision.
- Small-penis humiliation, in which scorn is addressed over the supposed inadequacy of the man's genitals or his inability to please a lover, and his penis becomes an object of derision.
- Forced repetition, such as the submissive's being obliged to repeat commands that he or she has been given and to confirm them.
- Forced flattery, such as agreeing that every decision that the dominant makes is wise, correct, and justifiable, while additionally praising the dominant's physical and personality traits.
- Mockery, derision, and ridicule.
- Scolding of the type commonly reserved for children.[3
Physical humiliation
- Ejaculating, spitting, and urinating on the submissive's body, especially the face.
- Servitude
- Forced sexual degradation, including such acts as erotic massage, cunnilingus, analingus, and fellatio.
- Detailed accountability and control (micro-management) as to time spent and activities done, including lists of jobs to do, precise directions as to how the job is to be performed, and exactly how to act and behave.
- Specific rituals and affectations to be adopted. This includes
displays of subservience, such as lighting cigarettes, walking a pace
behind the dominant, speaking only when spoken to, kneeling or prostrating
oneself in front of the dominant when expecting orders, eating only
after others or on the floor, and low-status place to sleep.
- Body worship, including such activities as kissing or licking the dominant's feet, boots, buttocks, anus, vulva, etc. to express acknowledgment, subservience, shame, and even positive emotions (such as happiness and excitement).
- Deprivation of privacy, which may include the submissive's never
being able to leave the room in which the dominant is present without
permission.
- The dominant watches while the submissive uses the toilet.
- The submissive's being forbidden to leave the house or 'dungeon' in general for the duration of slavery or servitude, etc.
- Discipline (BDSM), including erotic spanking, slapping, whipping, restraint, and other BDSM activities (such as cock-and-ball torture (CBT)).
- Dresscode (BDSM): prescriptions and proscriptions of clothing, even in public.
- For women, a common example is being mandated to wear only bikinis or lingerie.
- For men, forced feminizing and cross-dressing.
- Both sexes may be expected to go completely naked, with decorative objects such as collars, diapers, bands, tiaras, and cuffs as the only exceptions.
- Erotic sexual denial, including the use of a chastity belt.
- Wearing of external signs of "ownership", such as collars.[3]
- Public humiliation, in which the submissive's friends or family, or strangers, are aware of or even witness the treatment.
- Erotic objectification, in which the submissive is used as human furniture, such as a footstool.
- Embarrassment.
- Forced anal penetration, with dildos, anal plugs, and similar objects.
- Cuckolding, a mostly heterosexual fetish in which the dominant woman has sex with a man outside of the relationship while the submissive man may or may not be present. If the man is not present, he might help her choose what clothes to wear when she meets the other man, or they might get together afterward so she can tell him about it, either while having sex or in addition to withholding sex. If the man is present during the cuckolding, he may or may not be allowed to pleasure himself while watching. The cuckolding may or may not be followed by sex between the couple. Another variant of the cuckolding fetish is that a heterosexual couple fantasizes that another man has already impregnated the woman.[4]
- The submissive's having to ask permission to orgasm during sex or masturbation.
- The submissive's being forced to wear a gag or restraints on the body.
- Forced masturbation in a humiliating manner.[5]
- Feelings of humiliation are key to many of those engaged in klismaphilia.[3]
- Feederism
Sexual roleplaying can involve humiliation. For example, one person might play the part of a dog because he or she enjoys being mock-forced into it, and the top might emphasize the lowness of the bottom's status as an animal, whereas another person might play the role of the dog without any element of humiliation, simply as an expression of an inner animal or playful spirit.
Psychology of humiliation
Humiliation in general stimulates the same brain regions that are associated with physical pain, the inference being that humans evolved to remember social rewards and punishments as strongly as they recall physical reward or pain in response to their environment. As with any form of pain experimentation in a sexual context, consent and (paradoxically) a high degree of awareness and communication are needed to ensure that the result is desirable, rather than abusive. For example, a submissive may enjoy being insulted in some ways but be genuinely crushed and devastated if humiliated or insulted in other ways.Humiliation play is also connected to sexual fetishism, in that non-sexual activities may become sexualised by association with arousal, and also may be associated with exhibitionism in the sense of wanting others to witness (or being aroused by others witnessing) one's sexual degradation.
For some people, activities such as name-calling are a way of achieving ego reduction or getting over sexual inhibitions. For example, between gay people, terms usually associated with homophobia may be used, such as faggot and dyke.
As with all sexual activities, some people have sexual fantasies about humiliation, and others actually undertake it as a lifestyle or in a scene. Sexual fantasies relating to mild humiliation common. Some humiliation roleplay (pup-play and age play in particular) is combined with loyalty and care-giving to the extent that these fetishes can be seen as exercises in trust rather than primarily a humiliation fetish. The desire to be beneath the other partner during intercourse, the idea of "getting caught" (as in having sex in the garden or woods), and mild rape fantasies (in which the people imagine themselves to be forced in ways they would like, and which must be seen as completely different from any real form of rape) are mild emotional games that emphasise status, vulnerability, and control. However, for most people such ideas remain fantasies; the people would have strong reservations about the fantasies' being made public, or engaged in with a partner in real life, however erotic the idea may be. When someone reveals a fetish to a partner, this usually is a result of great trust. However, the desire to be humiliated may be a motivating cause for confession, in that the act of confessing can itself be humiliating. Many people worry about being ridiculed for their fetishes, and such ridicule from their partners could be psychologically catastrophic. Therefore, many people use online humiliation (in which the humiliator and others are involved via the Internet, using chat, email, websites, etc.) as a compromise between exhibitionism and reality on the one hand, and safety and anonymity on the other.
Online humiliation
Online humiliation is the desire to be seen in a sexually embarrassing context on the Internet. This practice allows the submissive to seek fetish partners from across the world.Common methods of online humiliation:
- Public pillory
- Embarrassing photographic or video assignments for submissives, who must humiliate themselves on camera, etc.
- The requirement for submissives to keep online journals detailing personal information, such as masturbation frequency and details.
- Verbal abuse
- Publicly bidding for items that reveal their fetishes.
- Money slavery, in which the submissive must buy the dominant gifts and pay the dominant's bills and taxes
- Homework slavery, in which the submissive must do the dominant's homework or occupational work
- Repetitive assignments, such as copying the phone book, etc.
- Forcing the submissive to post pictures of himself or herself online
- Humiliating the submissive by changing his or her stats on social sites
1 Temmuz 2012 Pazar
Tarih sürecinde kölelik oluşumu, gelişimi, şekilleri.
Kelime Anlamı:
‘Köle’ sözcüğünün yabancı dillerdeki
karşılığı ‘slave’dır. Bu sözcük Slav ırkından gelen insan demektir kök
itibariyle. Yunanca ‘sklabos’ kelimesinden gelen ‘slave’ yani ‘köle’,
Vikinglerin Slavları yakalayıp köle olarak Romalılara satmaları
nedeniyle kullanılmıştır. Kelimenin tüm dillerde yaklaşık 580 benzer
karşılığı vardır. Türkçede ‘hizmetçi’ denilen ‘servant’ ya da yine
Türkçede ‘servis’ elemanı kelimelerinin hepsi Slav sözcüğünden
türemiştir.
Köle, bütünüyle başka bir insanın malı
olan, herhangi bir eşya gibi alınıp satılabilen kişidir. Kölelik,
eskiçağlardan 19. yüzyıla kadar süren uzun bir tarih boyunca çeşitli
biçimlerde var olmuştur. İnsanların ancak kendi yaşamlarını
sürdürebilecek kadar üretebildikleri en eski dönemlerde kölelik yoktu.
Zamanla üretimde kullandıkları araçlar geliştikçe tüketebileceklerinden
daha fazla üretmeye başladılar. Bundan sonra, savaş tutsaklarını
öldürmek yerine kendileri için çalıştırmaya başladılar ve onların
ürettikleri fazla ürüne el koydular. Böylece köleler ve kölelik doğdu.
Antik Dönem Uygulamaları:
Kölelik eski Mısır, Bâbil, Mezopotamya,
eski Yunanistan ve Roma medeniyetlerinden itibaren binlerce yıllık
geçmişi olan eski inanç, felsefe ve uygarlıklarda kökleşmiş bir kurumdu.
Köleliğin resmi varlığıyla ilgili bilinen en eski kayıtlar Babil kralı
Hamurabi’nin yasalarında yer alır. Eski filozofların bir kısmı
(Aristoteles de dahil), bazı insanların doğuştan köle olduğunu bile
savunmuştur. Özellikle antik çağ dönemlerinde kölelik, çoğunlukla borç
için cezaydı, borç, geri ödendiği andan itibaren, köle, bırakılabilirdi.
Papa’nın İzin ve Yasakları:
Katolik kilise defalarca, kölelik
fikrini mahkûm ederken, Papanın onayladığı izin belgeleriyle, köleliğin
kilise tarafından da kabul edildiği çağlar 15. ve 16. yüz yıllardır.
1452’de Portekiz Kralı VI. Afonso’ya izin veren Papa, savaşlarda
yakalanan putperestlerin köle olarak satılabileceğine ve
kullanılabileceğine dair resmi bir bildiri çıkardı. 1537’de ise Papa 3.
Paul, kilisenin geleneksel köleliğe karşı tavrına geri döndü.
Kölelik bugünkü uygarlık anlayısında her
ne kadar insanlık için ahlaki açıdan geri bir davranıs sayılıyorsa da,
kölelik ortaya çıkmadan önceki dönemlerin uygulamalarına bakıldıgında ve
o dönemin medeniyet tarihi göz önüne alındıgında, köleligin, tarih
zinciri içerisinde uygarlıga dogru atılmış bir adım oldugunu görüyoruz;
çünkü tarih boyunca klanlar ve kabileler arasındaki mücadeleler hiç
bitmemistir. İşte bu dönemlerde insanlar farklı ırktan veya farklı
milletten olan bireyleri, savaşlarda esir olarak aldıklarında veya zorla
kaçırdıklarında öldürüyorlardı. O dönemlerde kölelik, insanların
akıllarına bile gelmemiştir. Daha sonraki uygulamalarda ise, savası
galip olarak bitiren toplumun ağır işlerinde, savaşta yenilen toplumun
bireyleri çalıstırılmaya başlanmıştır. Bu durumun, insanların insafsızca
öldürülmesinden daha ahlaki bir davranış olarak degerlendirilmesinde,
bir sakınca görülmemeli. Üstelik bir toplumda ağır işleri köle sınıfı
üstlenince, diger sınıflarda zaman açısından bir rahatlama olmustur. Boş
zamanlardan faydalanan hürlerin bir çok yenilik (Cografi Kesifler,
Rönesans, Reform…) yapmaları, mümkün oldu.
Tarihte ilk toplumlarda kuvvet ortaya
çıkınca zayıflar da doğdu, böylece bu müessese zaman içinde oluştu.
Köleliğin iki önemli özelliği olduğu görülmüştür: Gizli kalışı ve
ekonomik-sosyal bir realite oluşu. Köleliğe karşı muhalefet, tarihte pek
fazla görülmemektedir. Bu evrensel kuruma karşı Batı’da ilk muhalefet,
18.yüzyıldan sonra başladı(anti kölelik hareketi). Eski ve ortaçağ
ekonomisinin kilit taşı olarak kabul edilen kölelik için ünlü düşünür
Aristo, “mekik, kendiliğinden havada uçup dokuma işini yapmadıkça,
ustanın kalfaya, efendinin köleye ihtiyacı olacaktır.”demiştir.
Batı’da kölelik üzerinde yeterince
durulduğu söylenemez.Eski toplumlarda, kölelik müessesesinin ortaya
çıkmasının en önemli sebebi; herhangi bir ülkedeki halkın, kendilerini
diğer ülkelerde yaşayan insanlardan üstün görmeleridir. Bundan dolayı,
savaşlarda esir olarak alınan insanları da o toprağın bir parçası olarak
görmüşlerdir. Onları da toprakları ile birlikte kendi malları gibi
kabul etmeleri, o devirde bir gelenek olarak kabul edilmistir. Tarih
boyunca gerek savaşlardan kaynaklanan gerekse ülkelerinden zorla
kaçırılan köleler için, insanlar, “neden öldürelim ki, köle olsunlar”
diyerek bu müesseseyi oluşturmuşlardır. 18. yüzyılın ortalarına kadar
insanlık, bu kurumu benimsemiştir. Eski çağın köleliğini ne Romalılar ne
de Yunanlar bulmuş değildir.
Roma, Yunan, İran, Hind, Çin,
v.s.Ülkelerde toplumdan topluma değişmekle birlikte genel olarak görülen
kölelik sebepleri şöyleydi:
1- Savaşlarda köle edinme isteği:
Kölenin gücüne ihtiyaç artınca, insanlar köle yapmak için seferler
düzenlemeye başladılar. Böylece insan, arz aracı haline geldi. Bu durum
19. yüzyıla kadar sürdü.
2- Suç işleyen kişinin köleleştirilerek
mağdura teslim edilmesi: Cezalandırma yetkisinin ele geçirilmesiyle,
suçlular devletin veya bazı kişilerin kölesi olmaya başladı. Siyasi
muhalefet sebebiyle mecburen köle yapılanlar da vardı. Atina’da ihanet
ve hakaret suçları; Roma’da idamlık suçlar, kölelik sebebiydi.Hz.Yakup
peygamberin hukukuna göre, hırsız yakalandığında, çaldığı malın
karşılığında, mal sahibine, bir sene köle olarak hizmet ettirilirdi.
3- Ganimet edinme isteği sebebiyle
yapılan savaşlar sonucunda ele geçirilen esirlerin köle yapılması:
Makinalaşma öncesinde kölelerin büyük bir ekonomik önemi vardı. Büyük
topraklar elde edildikten sonra, esirler zorla çalıştırılarak büyük
oranda rant elde edilir, kendilerine de hiç ücret ödenmezdi.
4- Aristokrat sınıfa hizmet edecek insana duyulan ihtiyaç.
5- Terkedilmiş insanların köleleştirilmesi: Terkedilmiş, kimsesiz insanlar bulununca köle statüsüne sokulurdu.
6- Borcu olup da ödeyemeyen ve aciz
duruma düşen kimselerin köleleştirilmesi: Bu, Solon’un Yunan
kanunlarında da vardır. Bu durumda borçlu köle, ölmekle de borcundan
kurtulamıyor, kölenin ailesinin alacaklıya hizmeti sürdürmesi
gerekiyordu.
7- Köle olan ana-babadan doğan veya köle
anneden doğan çocuk da köle sayılırdı. Doğan çocuk ana-babasının
efendisine aitti ve buna doğumla oluşan kölelik denilirdi.
8- Ticaret amacıyla kölelik. Bu tür kölelik, Amerika’da 19. yüzyılda zirveye çıkmıştır.
9- Korsanlık veya haydutluk yoluyla olduğu gibi, tarihte mahkeme kararıyla kölelik statüsüne sokulan insanlar da vardır.
10- Yoksulluk sebebiyle, kişinin
kendisini, çocuklarını ve diğer yakınlarını satması. Bazı Thiciranlar
çocuklarını satardı. Özellikle bazı Güney Amerika Ülkeleri, Çin ve
Güneydogu Asya’da, köleler azat olduktan sonra da bırakılmazdı. Hususen
kız çocukları, gençlikleri sömürüldükten sonra, zenginler tarafından
evlat edinilir, az bir ücret karşılığı çocuklarına dadı tutulurdu. Bu
uygulama 20. yüzyıla kadar sürmüstür.
11- Askerlik görevinden bile bile kaçmak.
Eski Yunan Medeniyeti’nde Kölelik:
Bütün eski toplumlarda görülen kölelik,
Eski Yunanistan’da da vardı. Köleliğin meşru olduğu bir zemin üzerine
kurulu Atina Site Devleti’nde köle pazarları da vardı. Eski Yunan’da,
köle azadı nadiren gerçekleşen olaylar arasındaydı. Ne köle, ne de
azatlı köleler vatandaş sayılırdı. Yunan ve Roma’da, kölenin mal (res)
olduğu kabul edilirdi. Roma’da, suç işleyen köle, zarar görene “şahsen”
sorumlu idi. Ama Yunan’da efendisi kölenin zararını öderdi.
Antik Yunan’da, Atina, Corinth ve
ticaretle uğraşan diğer site devletlerde, satılık birçok köle vardı. Bu
kölelerin çoğunluğu Yunanlı olmayan ırklardandı.Yunanlılar kendilerinden
olmayana “barbar” derler. İflas eden borçlular, kredi verenler
tarafından köle yapılırlardı. Bu durum, M.Ö. 6. yüzyılda Solon
tarafından Atina’da yasaklandı. Bu yasak, Roma’da 4. yüzyılda yürürlüğe
girecektir. Ayrıca Yunanistan’da bazı çocuklar sokağa terk edilir, bu
çocuklar daha sonra köle edinilirdi. Bu durum, M.S. 6. yüzyılda kimsesiz
çocukların hür olduğunu söyleyen Iustinianus’a kadar sürdü.
Yunanistan’da hemen her hürün birkaç
kölesi vardı. Peloponnes savaşlarından önce Atina’da 75.000 köle
vardı.Bunlar, toprak ve ev işlerinin yanında katiplik, hocalık,
doktorluk gibi yüksek işlerde de çalışırlardı. Hatta tacirlik bile
yaparlardı.
Atina’daki, zanaatkar kölelerin sayısı
azdır. Bu köleler, hak ve borç edinebilirlerdi. Satılırken de bu hak ve
borçlarıyla birlikte satılıyorlardı.Atina’daki bazı köleler de şehir
temizliği gibi işlerde kullanılırlardı.
Yunan Medeniyeti’nde köleliğin sona
erdiği durumlar da vardır. Gerçekten sahibi dilerse resmen kölesinin
azat olduğunu ilan edebilirdi. Vasiyetname yoluyla, bir mabede satılmak
veya hibe edilmek suretiyle veya şehir meclisinin emriyle de azat
edilebilirlerdi.
Yunanistan’da köle satışı ve köle
pazarları, M.Ö. 500 – 150 tarihleri arasında ortaya çıktı. Atina’da her
ayın ilk günü köle pazarları kurulurdu. Köleler çıplak olarak bir
kürsüye çıkarılır ve satışa arz edilirdi. Çünkü kadın kölelerle yani
cariyelerle efendilerinin cinsi münasebet hakları da vardı.
Yunan sahilleri tarih boyu, köle ticaretinin yapıldığı en önemli merkezlerden olmuştur.
Roma ve Roma Hukukunda Kölelik:
Tarihte, insanları köle eden ilk
milletin Romalılar olduğu söylenir. Roma’da kölelik, ticaret ve ziraatın
temel direği sayılırdı. Sosyal kurumların tabii hukukuna en aykırı
olanı, meşru olmadığı en geç kabul edileni sayılan kölelik, ilk çağın
büyük devletlerinden Roma İmparatorlugu’nda da vardı ve köleliğin en
büyük kaynağı savaştı. Diğer insanlara hükmetme arzusu, onları
kullanmak, onlardan kişisel yarar edinme, refah halinde yaşama isteği,
kadınları köle statüsüne sokarak onlardan yararlanma arzusu, insanları
savaşa sevk ediyordu. İlk zamanlarda kölelerin durumu oldukça iyi idi.
Köle, ailenin bir ferdi sayılır, baba hakimiyeti altında bulunan hür
insanlardan farklı sayılmazdı. Eski zamanlarda Roma’da her türlü iş,
hürlerden meydana gelen isçiler tarafından görülüyordu. Tarihin
başlangıcında büyük bir şöhret kazanan Romalılar, yeni memleketler
istila edip zenginleştikçe, hem hürlerin çalışmasını zül telakki
etmişler ve hem de çok köle sahibi olmayı zenginlik alameti saymaya
başlamışlardır. Roma’da insanlar hür (liber) ve köle (servus) olarak
ikiye ayrılmıştır. Roma’da şahsın hukuku şu madde ile başlar: “Şahsın
hukukunda yapılan en esaslı taksim, insanların hür ve köle oluşlarına
dair olanıdır.”
Roma şehri, kölelerle dolunca, dinleri,
dilleri ve gelenekleri Romalılar’dan farklı olan insanlara karşı, soğuk
davranılır oldu. Şehir hayatının gelişmesiyle iki tip köle ortaya çıktı.
1- Toprak köleliği (Colonus): Asıl
efendi şehirde yaşarken, köydeki araziyi bir kahyanın idare ettiği,
kölelerin toprakla birlikte alınıp satıldığı kölelik.
2- Diğer Köleler: Bunlar şehirde, efendilerinin yanında rahatça yasarlardı.
M.Ö. 2. yüzyıldan sonra, Romalılar zevk ve eğlenceye düşkün olunca, kölelik de giderek, kısmen bir zevk aracına dönüştü.
Roma hukukunda köleler, mal ve eşya
olarak kabul edilirler. Bu sebeple de kadın ve erkek kölelerin
kurdukları ortak hayat, evlilik olarak kabul edilmez. Daha sonra
Hristiyanlık’ın tesiri ile bu rezalete son verilmeye çalışılmış ise de,
bu sertlik tamamen yok edilememiştir. Köleler, malik de olamazlardı ve
hiçbir şahsi hakka sahip değillerdi. Köleler, hukuken hak ehliyetine
sahip değillerdi. Efendileri ile arasındaki münasebet hakimiyet esasına
dayandığı için, bunların haklarına efendileri sahip oluyordu.
Efendi, kölesine zarar verebilirdi ve bu
haksız fiil sayılmazdı. Çünkü efendinin kölesinin üzerinde, onu
öldürmeye varan sınırsız bir hakimiyet hakkı var idi. İmparator
Costantinus zamanında (M.S. 306-337) bile, efendinin, kölesini
cezalandırırken ölümüne sebep olması, adam öldürme suçu sayılmıyordu.
İşte bu çaresiz insanlar böyle çeşitli
işkencelere ve felaketlere maruz kala kala sonunda kanun koyucuların
merhamet ve şefkatlerini celp etmişlerdir. Bu ağır işkenceli halleri
kısmen ortadan kaldıracak hukuki düzenlemeleri yapma ihtiyacını
hissetmişler ve konu ile alakalı ilk kanun Praetor hukukunda tedvin
edilmiştir. Bu kanunla kölelerin yırtıcı hayvanlar ile pençeleşmeleri
yasaklanmış ise de, şayet bir köle bu gibi bir cezaya müstahak olursa
hakim tarafından muvafakat edilmek şartıyla icrasına da müsaade
edilmiştir.
Osmanlı’da köleliğe, kurucusu Osman Bey
zamanında da rastlanmakla beraber, kölelik kurumu Orhan Bey zamanında
yerleşmiştir. Osmanlı devletinde köle kaynakları genel olarak iki ana
başlık altında toplanmaktaydı.Bunlardan birisi savaşlar diğeri de
ticaret yoluyla ortaya çıkan kölelikti. Haremin ortaya çıkması ise Fatih
Sultan Mehmet döneminde gerçekleşmiştir. Bunda artan fetihler ve
genişleyen topraklar önemli bir rol oynamaktaydı. Bu tarihlerden sonra
kölelik ve bununla birlikte köle ticareti Osmanlı devletinde yerini
alıyor ve köle ticareti devletin de dolaylı olarak destek verdiği bir
uygulama oluyordu.Ancak ilerleyen yıllarda kölelerin belirli bir çalışma
süresi sonunda azat edilmesi, kölelerin evlenme haklarının sahiplerince
karşılanması gibi düzenlemelerle, köle ticaretini kısıtlamaya ve
kölelere yapılan kötü muameleleri önlemeye çalıştı. bu amaçlarla birçok
ferman yayınladı.[kaynak belirtilmeli] Osmanlı’da kölelik, Sultan
Abdülmecid döneminde 1847’de yayınlanan ferman bunların en önemlisidir
ve bu fermanla köle ticareti resmi olarak kaldırılmıştır. Ancak
uygulamanın önüne ancak imparatorluğun son yılarında geçilebilmiştir.
Osmanlıdan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti de köleliğe ilişkin bütün
uluslararası antlaşmaların altına imza atmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nde
kölelik hiç bir zaman resmen olmamıştır.
SİNAN BAÇ'ın yazısı ve derlemesinden eklenmiştir..
Etiketler:
tarih-kölelik-gelişim-slavery-history
Antik çağda kölelik
Helen ve Roma dünyasına ilişkin kaynaklarda, kölelerin özgür insanlardan
farklı giyindiklerine ya da farklı bir saç modeline sahip olduklarına
ilişkin herhangi bir bilgi yoktur.
Ancak köleleri ilkel, pis ve ahlâksız olarak gören antik dünya insanı, onlarla aynı türde giysilere sahip olmaktan pek hoşnut kalmamıştır.
Romalıların 3. yüzyıl imparatorlarından Alexander Severus, sarayındaki kölelerin farklı bir giysi giymelerini önermiş ama dönemin ünlü iki hukukçusu birden -Paulus ile Ulpianus- buna karşı çıkınca düşüncesinden caymıştı.
Romalıların kölelerine farklı giysiler giydirmeyişleri, şöyle bir nedene bağlanabilir: Özgür kitlenin en büyük korkularından biri, sayıları hayli kabarık olan ve kendilerine karşı sürekli öfke duyan kölelerin beklenmedik bir saldırısına uğramaktı. Bir köle, ıssız bir yerde karşılaştığı özgür bir kişiyi nedenli ya da nedensiz olarak öldürebilirdi. Bu yüzden, kölelerce kolayca tanınmamak ve hedef olmamak için onlarla aynı türden giysilerle dolaşmak daha akılcıydı.
Nitekim “de Clemantia” adlı yapıtında Seneca, Romalıların taşıdığı bu korkuyu açık biçimde şöyle dile getirmiştir:
«Bir zamanlar Senato’da, kölelere özgür insanlardan farklı giysiler giydirilmesi önerilmişti. Fakat sonra, eğer köleler bizi sayma olanağına kavuşurlarsa başımıza neler gelebileceğini anladık.»
Antik dünyada, eğitim görmüş seçkin kişilerin yazdıkları kitaplarda zaman zaman iyi kölelerden de söz edilmekteyse de, egemen olan genel düşünce onların kötü olduğu yönündeydi.
Ancak kölelerin kendileri hakkında var olan bu olumsuz ön yargılar için neler düşündüğünü bilmemize olanak yok.
Kendisi de bir köle olan Aisopos’un (Ezop) ünlü hayvan öykülerinde, varlıklı efendiler ile alt tabakadaki kölelerin ilişkilerindeki acımasızlık, tolerans ve hoşgörü dışı davranışlar, üstü örtülü bir biçimde işlenmiştir.
Kölelerin özgür vatandaşların devam ettiği idman yerlerinde (palaistra) idman yapmaları yasak olduğu gibi, resim ve heykel yapmaları da yasaklanmıştı. Ancak günümüze kadar ulaşan üstün sanat yapıtlarının üretildiği atölyelerde de birçok kölenin çalıştığı bilindiği için, onların bu konuda tümüyle yeteneksiz oldukları pek kolay öne sürülemez.
Bir köle için aşağılanma, dayak yemek ve işkence edilmek pek sıradan bir olaylardı. Çünkü efendisinin yetki kapsamında onu öldürmek bile vardı.
Kölelere çektirilen acıları, baskıları ve uygulanan işkenceleri anlayabilmek için, Roma ve Helen yasaları ile Antik Çağın kimi yazar ve düşünürlerinin yapıtlarına göz atmak yeter.
Bergamalı büyük tıp bilgini Galenus, “de Animi Morbis” (Ruhun Hastalığı Üzerine) adlı yapıtında, köleleri yumruklama, dişlerini kırma ve gözlerini oymanın yöntemleri üzerinde uzun uzun durmuştur. Bir kölenin asla elle dövülmemesi gerektiğini, el yerine kamçı kullanmanın gerekli olduğunu yazmıştır. Nedeni de efendinin bir köle için elleri incitmemesi...
Ksenophones’in Memorabilia (Hatırlanabilenler) adlı yapıtından öğreniyoruz ki, Antik Çağın o dillere destan ve “özgür düşünce şehidi” sayılan ünlü düşünürü Sokrates de kölelerin gerektiğinde cezalandırılması konusunda diretmiştir.
Kölelerin yalancı ve kötü ruhlu oldukları ön yargısına kapılmış olan Romalılar, onların ancak işkence altında doğruyu söyleyeceklerini düşünmüş, işkenceyi yasal bir sorgulama yöntemi olarak kabul etmişlerdir.
Kölelerin en önemli görevlerinden biri, iç ve dış tehlikelere karşı efendilerini korumaktı. 1 ve 2. yüzyılın Romalı tarihçisi Cornelius Tacitus’un belirttiğine göre; zor durumda bulunan bir efendiye yardım etmemenin cezası ölümdü. Gerçekten de, Roma Senatosu’nun 10 yılında çıkardığı bir yasa, köleler açısından ürperticiydi. Buna göre; şayet bir efendi evinde öldürülmüş olarak bulunursa, çevrede bulunan tüm köleler işkence altında sorgulanacak ve sonra tümü öldürülecekti. Bir efendi intihar ederek ölmüş bile olsa, onu bu girişiminden vazgeçirmeyen köleleri sorumlu sayılacaktı. Silanus adında biri tarafından Senato’ya önerilen bu yasa Roma hukukçuları tarafından şöyle yorumlanmıştı:
“Eğer köleler efendilerini içte ve dışta beliren tehlikelere karşı korumanın yaşamlarına mal olacağını bilmezlerse, hiçbir efendi kendini güvende görmez. Bu nedenle öldürülen efendinin kölelerinin sorgulanması yöntemi benimsenmiştir.”
Roma’daki aile reislerinin (pater familias) hem oğullarını hem kölelerini öldürmek gibi mutlak hakları (jus vitae necisque) vardı ama imparatorluk döneminin bazı yasaları bu hakları hayli sınırladı.
Bundan böyle kölesini öldürmek isteyen bir kişiden yargı kararı isteniyor, dolayısıyla acımasız köle sahiplerinin öfkesi biraz olsun frenlenmiş oluyordu.
İmparatorluk dönemindeki Roma yasalarından bazı alıntılar, bize kölelerin cezalandırılıp öldürülmesinde ne gibi yöntemlerin kullanıldığına ilişkin de bilgi vermektedir. Roma Hukukunun klasik döneminde yetişmiş ve yapıt vermiş önemli hukukçuların çalışmalarından parçalar alınıp belli bir sistem içinde derlenmiş 50 kitaptan oluşmuş Digesta’da (Latince düzen anlamına gelir) aşağıdaki maddeler vardır:
“Suça eğilimli de olsa, efendilerin kölelerini arenada vahşi hayvanlarla dövüştürülmek üzere satmaları yasaktır.” (Digesta, 18, 1. 42).
“Bir köle vahşi hayvanların önüne atıldığı takdirde, sadece onu satan değil, aynı zamanda satın alan da cezalandıracaktır.” (Digesta, 48, 8. 11)
“Efendiler kölelerini sopa ile dövmekten, kamçılamaktan ya da güvence altına almak üzere zincire vurmaktan dolayı onların ölümüne neden olursa, bu durumlarda kendilerinin de suçlu sayılmayacağından emin olmalıdır. Bu hakların kullanılmasında aşırıya kaçılmamalıdır. Aşağıdaki suçlardan birini işleyen bir efendi, adam öldürme suçundan yargılanacaktır.
- Köleyi sopa veya taşla öldürmek;
- Yüksek bir yerden atılmasını buyurmak;
- Ağzından zehir akıtmak;
- Bedenini parçalatmak; vahşi hayvan pençesi ile bedeninin parçalarını kopartmak ya da ateşe atmak;
- Köleyi kan ve yaraları ile koşmaya zorlamak ve böylece yaralı organlarına acı vererek işkence etmek.”
-
Antik Roma toplumunun en korumasız durumdaki insanları olan kölelere karşı yürütülen bu acımasız davranışlar, genelde sistemli ya da önceden tasarlanmış bir zulüm değil, daha çok anlık öfkelerin sonucuydu.
Antik Roma’nın tolerans sahibi ender düşünürlerinden biri Seneca, “de Ira” (Öfkeye Dair) adlı yapıtında, kişilerin kölelere karşı bağışlayıcı olmaları konusunda öğütlerde bulunmuş, şöyle demiştir:
«Bana küstahça cevap veren, saygısız davranan veya tam anlayamayacağım bir tarzda homurdanan bir köleyi niçin kamçı veya hapisle cezalandırayım? Ben o kadar özel biri miyim ki, kulağıma hoş gelmeyen her şey suç olsun? Birçok insan vardır ki, yendikleri düşmanı bile bağışlamıştır. Peki ben, tembellik, dikkatsizlik ya da boşboğazlık yapan birini neden bağışlamayayım? Eğer bu bir çocuksa, işlediği suçu onun çocukluğuna, kadın ise kadınlığına, köle değilse özgür oluşuna, kendi ailemden değilse onun aile terbiyesine vermem gerekir... Hiç kuşku yok ki, zavallı küçük bir köleyi hapishaneden çıkarmakla destansı bir iş yapmış oluruz. Neden onları hemencecik dövmeye, ayaklarını oracıkta kırmaya bu kadar hevesliyiz? Onlar üzerinde yapacağımız idmandan cayıp, haklarımızı asla kullanmazlık etmiyoruz.»
Bu tür toleranslı öğütler veren ve kölelere toleranslı davranan efendiler yanında, onlara eziyet etmekten âdeta zevk alan kişiler de vardı. “De re Rustica” (Köy Üzerine) adlı kitabında oğluna bir çiftliğin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin önerilerde bulunan M. Porcius Cato (M.Ö 234-149), hasta kölelerin üretime katkıları bulunmadığını, bu yüzden gereksiz insanlar olduklarını anlatmıştır. Çağdaşları tarafından bile insafsız efendilere bir örnek olarak gösterilen Cato, hizmette kusurlu gördüğü köleleri kamçılar, kendi aralarında dostluk kurmamalarına özen gösterirdi. Ayrıca, çiftlikte ölüm cezasını gerektiren bir suç işlendiğinde, tüm kölelerini birden yargılar ve suçlu bulduğu her köleyi öldürtürdü.
İmparator Claudius döneminde (41-54) çıkarılan yasaların kısmen kölelerden yana olduğu görülür. Bunun olası nedeni, Claudius’un danışmanları arasında bazı azatlıların bulunmasıdır. Aslında acımasız biri olarak tanınan bu imparator, demek ki bir zamanlar kölesi olan azatlı danışmanları tarafından toleranslı bir tutum edinme yolunda etkilenmişti.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, kölelerin evlenmesi yasal olarak olanak dışıydı. Ancak bir köle, efendisi izin vermişse bir diğer bir köle ile karı-koca gibi yaşayabilir, hatta çocuk sahibi olabilirdi. Bu kölelerin çocuklarının köle doğup, yaşamlarını köle olarak sürdüreceklerinden elbette kuşku duyulmamalı.
Ancak köleleri ilkel, pis ve ahlâksız olarak gören antik dünya insanı, onlarla aynı türde giysilere sahip olmaktan pek hoşnut kalmamıştır.
Romalıların 3. yüzyıl imparatorlarından Alexander Severus, sarayındaki kölelerin farklı bir giysi giymelerini önermiş ama dönemin ünlü iki hukukçusu birden -Paulus ile Ulpianus- buna karşı çıkınca düşüncesinden caymıştı.
Romalıların kölelerine farklı giysiler giydirmeyişleri, şöyle bir nedene bağlanabilir: Özgür kitlenin en büyük korkularından biri, sayıları hayli kabarık olan ve kendilerine karşı sürekli öfke duyan kölelerin beklenmedik bir saldırısına uğramaktı. Bir köle, ıssız bir yerde karşılaştığı özgür bir kişiyi nedenli ya da nedensiz olarak öldürebilirdi. Bu yüzden, kölelerce kolayca tanınmamak ve hedef olmamak için onlarla aynı türden giysilerle dolaşmak daha akılcıydı.
Nitekim “de Clemantia” adlı yapıtında Seneca, Romalıların taşıdığı bu korkuyu açık biçimde şöyle dile getirmiştir:
«Bir zamanlar Senato’da, kölelere özgür insanlardan farklı giysiler giydirilmesi önerilmişti. Fakat sonra, eğer köleler bizi sayma olanağına kavuşurlarsa başımıza neler gelebileceğini anladık.»
Antik dünyada, eğitim görmüş seçkin kişilerin yazdıkları kitaplarda zaman zaman iyi kölelerden de söz edilmekteyse de, egemen olan genel düşünce onların kötü olduğu yönündeydi.
Ancak kölelerin kendileri hakkında var olan bu olumsuz ön yargılar için neler düşündüğünü bilmemize olanak yok.
Kendisi de bir köle olan Aisopos’un (Ezop) ünlü hayvan öykülerinde, varlıklı efendiler ile alt tabakadaki kölelerin ilişkilerindeki acımasızlık, tolerans ve hoşgörü dışı davranışlar, üstü örtülü bir biçimde işlenmiştir.
Kölelerin özgür vatandaşların devam ettiği idman yerlerinde (palaistra) idman yapmaları yasak olduğu gibi, resim ve heykel yapmaları da yasaklanmıştı. Ancak günümüze kadar ulaşan üstün sanat yapıtlarının üretildiği atölyelerde de birçok kölenin çalıştığı bilindiği için, onların bu konuda tümüyle yeteneksiz oldukları pek kolay öne sürülemez.
Bir köle için aşağılanma, dayak yemek ve işkence edilmek pek sıradan bir olaylardı. Çünkü efendisinin yetki kapsamında onu öldürmek bile vardı.
Kölelere çektirilen acıları, baskıları ve uygulanan işkenceleri anlayabilmek için, Roma ve Helen yasaları ile Antik Çağın kimi yazar ve düşünürlerinin yapıtlarına göz atmak yeter.
Bergamalı büyük tıp bilgini Galenus, “de Animi Morbis” (Ruhun Hastalığı Üzerine) adlı yapıtında, köleleri yumruklama, dişlerini kırma ve gözlerini oymanın yöntemleri üzerinde uzun uzun durmuştur. Bir kölenin asla elle dövülmemesi gerektiğini, el yerine kamçı kullanmanın gerekli olduğunu yazmıştır. Nedeni de efendinin bir köle için elleri incitmemesi...
Ksenophones’in Memorabilia (Hatırlanabilenler) adlı yapıtından öğreniyoruz ki, Antik Çağın o dillere destan ve “özgür düşünce şehidi” sayılan ünlü düşünürü Sokrates de kölelerin gerektiğinde cezalandırılması konusunda diretmiştir.
Kölelerin yalancı ve kötü ruhlu oldukları ön yargısına kapılmış olan Romalılar, onların ancak işkence altında doğruyu söyleyeceklerini düşünmüş, işkenceyi yasal bir sorgulama yöntemi olarak kabul etmişlerdir.
Kölelerin en önemli görevlerinden biri, iç ve dış tehlikelere karşı efendilerini korumaktı. 1 ve 2. yüzyılın Romalı tarihçisi Cornelius Tacitus’un belirttiğine göre; zor durumda bulunan bir efendiye yardım etmemenin cezası ölümdü. Gerçekten de, Roma Senatosu’nun 10 yılında çıkardığı bir yasa, köleler açısından ürperticiydi. Buna göre; şayet bir efendi evinde öldürülmüş olarak bulunursa, çevrede bulunan tüm köleler işkence altında sorgulanacak ve sonra tümü öldürülecekti. Bir efendi intihar ederek ölmüş bile olsa, onu bu girişiminden vazgeçirmeyen köleleri sorumlu sayılacaktı. Silanus adında biri tarafından Senato’ya önerilen bu yasa Roma hukukçuları tarafından şöyle yorumlanmıştı:
“Eğer köleler efendilerini içte ve dışta beliren tehlikelere karşı korumanın yaşamlarına mal olacağını bilmezlerse, hiçbir efendi kendini güvende görmez. Bu nedenle öldürülen efendinin kölelerinin sorgulanması yöntemi benimsenmiştir.”
Roma’daki aile reislerinin (pater familias) hem oğullarını hem kölelerini öldürmek gibi mutlak hakları (jus vitae necisque) vardı ama imparatorluk döneminin bazı yasaları bu hakları hayli sınırladı.
Bundan böyle kölesini öldürmek isteyen bir kişiden yargı kararı isteniyor, dolayısıyla acımasız köle sahiplerinin öfkesi biraz olsun frenlenmiş oluyordu.
İmparatorluk dönemindeki Roma yasalarından bazı alıntılar, bize kölelerin cezalandırılıp öldürülmesinde ne gibi yöntemlerin kullanıldığına ilişkin de bilgi vermektedir. Roma Hukukunun klasik döneminde yetişmiş ve yapıt vermiş önemli hukukçuların çalışmalarından parçalar alınıp belli bir sistem içinde derlenmiş 50 kitaptan oluşmuş Digesta’da (Latince düzen anlamına gelir) aşağıdaki maddeler vardır:
“Suça eğilimli de olsa, efendilerin kölelerini arenada vahşi hayvanlarla dövüştürülmek üzere satmaları yasaktır.” (Digesta, 18, 1. 42).
“Bir köle vahşi hayvanların önüne atıldığı takdirde, sadece onu satan değil, aynı zamanda satın alan da cezalandıracaktır.” (Digesta, 48, 8. 11)
“Efendiler kölelerini sopa ile dövmekten, kamçılamaktan ya da güvence altına almak üzere zincire vurmaktan dolayı onların ölümüne neden olursa, bu durumlarda kendilerinin de suçlu sayılmayacağından emin olmalıdır. Bu hakların kullanılmasında aşırıya kaçılmamalıdır. Aşağıdaki suçlardan birini işleyen bir efendi, adam öldürme suçundan yargılanacaktır.
- Köleyi sopa veya taşla öldürmek;
- Yüksek bir yerden atılmasını buyurmak;
- Ağzından zehir akıtmak;
- Bedenini parçalatmak; vahşi hayvan pençesi ile bedeninin parçalarını kopartmak ya da ateşe atmak;
- Köleyi kan ve yaraları ile koşmaya zorlamak ve böylece yaralı organlarına acı vererek işkence etmek.”
-
Antik Roma toplumunun en korumasız durumdaki insanları olan kölelere karşı yürütülen bu acımasız davranışlar, genelde sistemli ya da önceden tasarlanmış bir zulüm değil, daha çok anlık öfkelerin sonucuydu.
Antik Roma’nın tolerans sahibi ender düşünürlerinden biri Seneca, “de Ira” (Öfkeye Dair) adlı yapıtında, kişilerin kölelere karşı bağışlayıcı olmaları konusunda öğütlerde bulunmuş, şöyle demiştir:
«Bana küstahça cevap veren, saygısız davranan veya tam anlayamayacağım bir tarzda homurdanan bir köleyi niçin kamçı veya hapisle cezalandırayım? Ben o kadar özel biri miyim ki, kulağıma hoş gelmeyen her şey suç olsun? Birçok insan vardır ki, yendikleri düşmanı bile bağışlamıştır. Peki ben, tembellik, dikkatsizlik ya da boşboğazlık yapan birini neden bağışlamayayım? Eğer bu bir çocuksa, işlediği suçu onun çocukluğuna, kadın ise kadınlığına, köle değilse özgür oluşuna, kendi ailemden değilse onun aile terbiyesine vermem gerekir... Hiç kuşku yok ki, zavallı küçük bir köleyi hapishaneden çıkarmakla destansı bir iş yapmış oluruz. Neden onları hemencecik dövmeye, ayaklarını oracıkta kırmaya bu kadar hevesliyiz? Onlar üzerinde yapacağımız idmandan cayıp, haklarımızı asla kullanmazlık etmiyoruz.»
Bu tür toleranslı öğütler veren ve kölelere toleranslı davranan efendiler yanında, onlara eziyet etmekten âdeta zevk alan kişiler de vardı. “De re Rustica” (Köy Üzerine) adlı kitabında oğluna bir çiftliğin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin önerilerde bulunan M. Porcius Cato (M.Ö 234-149), hasta kölelerin üretime katkıları bulunmadığını, bu yüzden gereksiz insanlar olduklarını anlatmıştır. Çağdaşları tarafından bile insafsız efendilere bir örnek olarak gösterilen Cato, hizmette kusurlu gördüğü köleleri kamçılar, kendi aralarında dostluk kurmamalarına özen gösterirdi. Ayrıca, çiftlikte ölüm cezasını gerektiren bir suç işlendiğinde, tüm kölelerini birden yargılar ve suçlu bulduğu her köleyi öldürtürdü.
İmparator Claudius döneminde (41-54) çıkarılan yasaların kısmen kölelerden yana olduğu görülür. Bunun olası nedeni, Claudius’un danışmanları arasında bazı azatlıların bulunmasıdır. Aslında acımasız biri olarak tanınan bu imparator, demek ki bir zamanlar kölesi olan azatlı danışmanları tarafından toleranslı bir tutum edinme yolunda etkilenmişti.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, kölelerin evlenmesi yasal olarak olanak dışıydı. Ancak bir köle, efendisi izin vermişse bir diğer bir köle ile karı-koca gibi yaşayabilir, hatta çocuk sahibi olabilirdi. Bu kölelerin çocuklarının köle doğup, yaşamlarını köle olarak sürdüreceklerinden elbette kuşku duyulmamalı.
Etiketler:
antik çağ-kölelik-eski çağ-köle-gerçek köle
18 Kasım 2011 Cuma
Köle bahaneleri, kendini köle zannedenler, saçmalıklar...
Bu konumda efendi-köle ilişkilerindeki bir sıkıntı ve sık tekrarlanan bazı yanlışlardan bahsedeceğim.
Şu lafı eminim ki benim gibi pek çok master duymuştur köle ya da köle adaylarından ''sen gerçek bir master değilsin,sen master değilsin,senden master olmaz'' gibi sözleri eminim ki hemen her master-efendi hayatında bir kez olsun duymuştur.
Peki bu sözler genelde hangi anlarda edilgen-köle kişiler tarafından söylenir,neden söylenir şimdi bunu irdeleyelim ve bu klasik soruna farklı açılardan bakalım.
Edilgen-köle kişiler genelde kızgın anlarında,isyan anlarında bu sözleri efendisine ya da efendi adayına söyler bu sözleri,peki neden?Önce konuya şuradan başlamak ve bakmak gerekli.Her zaman söylendiği ve bilindiği üzre bir edilgen-köle kişi şartlar,sosyal çevre,aile,işi gücü,konumu,toplumun ahlak yapısı,kanunlar ve çeşitli kuralllar nedeni ile efendisinin verdiği her emri şartlar gereği yerine getiremeyebilir,ama gerçek bir efendi de zaten bu şartları gözetip kölesine buna göre yani imkansız olmayan,kanunlar ya da şartlar önünde kölesinin hayatını zora sokmayacak sağlığını ya da hayatını ciddi manada tehlikeye sokmayacak şekilde emirler verir ve şartları,durumu,zamanı gerçek bir efendi zaten gözetir ve buna göre hareket eder.Bu durum efendi-köle ilişkilerinde olmazsa olmazlardandır ve her efendi-köle ilişkisi yaşayan kişi bu altın kuralı bilir ve buna göre hareket eder.
Bu altın ve temel kuralı hatırlattıktan sonra şimdi olaya daha derinlemesine girebilir ve irdeleyebiliriz.İşte bu altın kuralı bilen ve bunun farkında olan her efendi-köle kuracağı ve yaşayacağı ilişkisini de buna göre belirler ve her türlü şartları gerekli olgunluk,bilgi,deneyim çerçevesinde ayarlar,bu süreç kendiliğinden gelişir ve rayına oturur.Fakat bu noktada pek çok edilgen-köle adayı şu hatayı yapmaktadır.Diyelim ki efendisi bir emir verdi köle de buna karşı çıktı ve yapamayacağını söyledi,oysa ki efendisinin istediği,verdiği emir yapılabilecek ölçülerde bir şey,fakat köle çeşitli bahanelerle bunu geçiştirme ve yapmama yönüne gidiyor,işte o an haliyle efendi kızıyor ve yapıldığında sorun çıkmayacak olduğunu bildiği bir emrinin yerine getirilmemesi haliyle kölenin durumunu sorgulamasına neden oluyor.İşte bu anlarda köle önce savunma psikolojisi ''bunu yapamam efendim,olmaz efendim,bunu istemeyin benden efendim'' gibi bir tavır,devamında ise saldırı psikolojisi ''sen zaten gerçek bir master değilsin,sen master değilsin'' gibi hem bir tekdüzelik hem de bir isyan gösterisi sunuyor.İşte bu noktada edilgen-köle olduğunu iddia eden kişi kendi açıklarını,eksiklerini,hatalarını,bahane ve tutarsızlıklarını karşı tarafa yıkmaya çalışarak hem verilen emirden kaçmaya,hem isyan etmeye,hem suçu karşı tarafa atmaya hem de karşı tarafı suçlu ya da haksızmış gibi gösterip temel de kendini haklı göstermeye çalışarak var olan ya da olma sürecindeki bdsm ilişkisini tümden sekteye uğratıp yok ediyor.
Şimdi örneklerle ve mantıksal,realist yönden devam edip bakalım olaya.
Altın kuralı söyledik başta;bir efendi edilgen-köle adayını da ya da kölesine gerekli tüm şartları gözeterek (mekan,zaman,sosyal,aile çevresi konumu,iş yeri ya da iş hayatı,fiziksel,psikolojik durumlar ve etkenleri) emir verir demiştik.
Bu altın kuralı hatırlattıktan sonra örneklemeli açıklamalara geçelim.
Diyelim ki bir efendi kölesine ''götüne tıpa tak,dışarıda öyle gezeceksin'' dedi (göte tıpa hem bir ceza hem bir eğitme,hem bir alıştırma yöntemidir,bir nevi butt plug ya da zevk,acı unsuruyla karışık bir yöntemdir). Bu emre karşılık köle ''ama efendim regl-adet oldum,yapamam (ki yapamam demesi ayrı bir saçmalık ve yanlış bir sözcük zaten) demesi buradaki olayı tümden saçma kılıyor.Kölenin buradaki mazereti regl-adet olması fakat efendi ondan arkasına,götüne yani adetle ilgisi olmayan bölgeye sokmasını istiyor,haa regl iken daha çok acı vs..olabilir..!! sonuçta bu bir ceza ya da zevkin farklı bir yönüdür,kölenin bu durumu bahane olamaz..Regl kölelerin en çok kullandığı bahanelerdendir dip not olarak bunu da belirtmiş olalım.
Bir başka örnek..Diyelim ki sanal ortamda tanıştınız kölenizle (malum günümüzde çoğu tanışma şekli hele ki bdsm yaşayacak kişileri her yerden bulamayıp,pek çok kişinin kolayca çevresine ya da sevgilisine vb. açılamadığını,bu konuları konuşamadığını düşünürsek) internet ortamında tanıştığınız ve eğitim verdiğiniz ya da köleniz yaptığınız kişiden fotoğrafını istediniz.(çıplak,ailesi ile ya da çeşitli sebeplerden onu zorda bırakacak bir foto değil,normal bir fotoğraf onu görmek adına) fakat köle kişi size bunu yapamayacağını söyledi..!!! Buna mantıklı bir açıklama da getiremedi üstelik sadece yapamayacağını söyleyip geçiştirme yaptı,sizden anlayış bekledi..Bırakın bdsm ilişkisini siz normal herhangi bir diyalogta bile kiminle iletişim halinde olduğunuzu görmek istersiniz değil mi!! Oysa köle olduğunu,köleniz olduğunu söyleyen kişi size (çıplak vb. olmayan sırf kişiyi görmek adına) istediğiniz normal bir fotoyu gösteremeyeceğini söyledi ve anlayış bekledi.Bu durumda haliyle bir efendi hatta normal bir insan olarak buna tepki verdiğinizde kölenin işte tam o an sizi ''sen efendi değilsin,sen gerçek bi efendi değilsin'' diye suçlaması hangi mantık ve gerçekle açıklanabilir..!! Elbette ki bu basiretsiz,korkak,bahanelerle dolu ''sözde'' kölenin sizin için söylediği şeyler sizin gerçek kalitenizi değiştirmez ama dedim ya,konumuz bu tip köle adayı ya da sözde kölelerini çokluğu,bahaneleri ve bdsm ilişkilerini bu şekilde sürekli sekteye uğratmaları.
Yine başka bir örnek vereyim.Köleniz size regl,utangaçlık,diğer sıradan sıkıntılar gibi bahanelerle gelip sürekli anlayış bekliyor.Hemen her konuyu bahane olarak kullanıyor işte bu bdsm ilişkisi değildir,eğer ki köle kişi buna kendini uygun görmüyorsa bu tür ilişkilere hiç başlamamalı ve uzak durmalıdır.
Bakınız özellikle ülkemizde bu işe heves eden belki gerçekten köle ruhlu olan ama çeşitli korkuları yüzünden ilişkiyi baltalayan çok köle adayı var.Bilhassa evli olup kocası göreceği,çevresi öğreneceği gerekçesiyle çok basit şeyleri bahane edip kaçan,kaçınan,anlayış bekleyen pek çok köle adayı var.Tüm bunların sonucunda köle adayları efendisinden sürekli konu ve durumlara göre anlayış beklemekte onu etken eğil edilgen konuma sokmaya çalışmakta,verilen emirleri türlü nedenlerle geçiştirmeye çalışmaktadır.Bu kölelik değil keyfi bir durumdur ve gerçek hiç bir EFENDİ-MASTER bu durumlara anlayış göstermez,amaa bu noktada o kişilerin kalkıp ''sen efendi değilsin,sen gerçek bir master değilsin'' demeleri de ayrı bir ironi ve kendi ezikliklerini kapama çabasıdır.Kaldı ki gerçek bir efendi kölesinin keyfiyetine göre hareket etmez,eğer ki bir köle ya da dişinin tüm isteklerine ok diyen bir erkek varsa o sırf sex için ya da ne olduğunu bilmediği bdsm fantazilerine soyunmuş bir kişi olacaktır.Hal böyle iken gerçek bir master'a sen efendi değilsin deyip,onun her dediğini yapan erkeklere master muamelesi yapıp sonra da bdsm yaşadığını zanneden sözde köle adayları kendilerini avutmaktan öteye gidememektedir.Her zaman söylüyorum cesaretiniz,gücünüz yoksa,yapamayacağınızı düşünüyorsanız bu ilişki türünden uzak durun köle adayları..Bu bir oyun değil bu gerçek hayat ve burası da oyun alanı değil.
Şu lafı eminim ki benim gibi pek çok master duymuştur köle ya da köle adaylarından ''sen gerçek bir master değilsin,sen master değilsin,senden master olmaz'' gibi sözleri eminim ki hemen her master-efendi hayatında bir kez olsun duymuştur.
Peki bu sözler genelde hangi anlarda edilgen-köle kişiler tarafından söylenir,neden söylenir şimdi bunu irdeleyelim ve bu klasik soruna farklı açılardan bakalım.
Edilgen-köle kişiler genelde kızgın anlarında,isyan anlarında bu sözleri efendisine ya da efendi adayına söyler bu sözleri,peki neden?Önce konuya şuradan başlamak ve bakmak gerekli.Her zaman söylendiği ve bilindiği üzre bir edilgen-köle kişi şartlar,sosyal çevre,aile,işi gücü,konumu,toplumun ahlak yapısı,kanunlar ve çeşitli kuralllar nedeni ile efendisinin verdiği her emri şartlar gereği yerine getiremeyebilir,ama gerçek bir efendi de zaten bu şartları gözetip kölesine buna göre yani imkansız olmayan,kanunlar ya da şartlar önünde kölesinin hayatını zora sokmayacak sağlığını ya da hayatını ciddi manada tehlikeye sokmayacak şekilde emirler verir ve şartları,durumu,zamanı gerçek bir efendi zaten gözetir ve buna göre hareket eder.Bu durum efendi-köle ilişkilerinde olmazsa olmazlardandır ve her efendi-köle ilişkisi yaşayan kişi bu altın kuralı bilir ve buna göre hareket eder.
Bu altın ve temel kuralı hatırlattıktan sonra şimdi olaya daha derinlemesine girebilir ve irdeleyebiliriz.İşte bu altın kuralı bilen ve bunun farkında olan her efendi-köle kuracağı ve yaşayacağı ilişkisini de buna göre belirler ve her türlü şartları gerekli olgunluk,bilgi,deneyim çerçevesinde ayarlar,bu süreç kendiliğinden gelişir ve rayına oturur.Fakat bu noktada pek çok edilgen-köle adayı şu hatayı yapmaktadır.Diyelim ki efendisi bir emir verdi köle de buna karşı çıktı ve yapamayacağını söyledi,oysa ki efendisinin istediği,verdiği emir yapılabilecek ölçülerde bir şey,fakat köle çeşitli bahanelerle bunu geçiştirme ve yapmama yönüne gidiyor,işte o an haliyle efendi kızıyor ve yapıldığında sorun çıkmayacak olduğunu bildiği bir emrinin yerine getirilmemesi haliyle kölenin durumunu sorgulamasına neden oluyor.İşte bu anlarda köle önce savunma psikolojisi ''bunu yapamam efendim,olmaz efendim,bunu istemeyin benden efendim'' gibi bir tavır,devamında ise saldırı psikolojisi ''sen zaten gerçek bir master değilsin,sen master değilsin'' gibi hem bir tekdüzelik hem de bir isyan gösterisi sunuyor.İşte bu noktada edilgen-köle olduğunu iddia eden kişi kendi açıklarını,eksiklerini,hatalarını,bahane ve tutarsızlıklarını karşı tarafa yıkmaya çalışarak hem verilen emirden kaçmaya,hem isyan etmeye,hem suçu karşı tarafa atmaya hem de karşı tarafı suçlu ya da haksızmış gibi gösterip temel de kendini haklı göstermeye çalışarak var olan ya da olma sürecindeki bdsm ilişkisini tümden sekteye uğratıp yok ediyor.
Şimdi örneklerle ve mantıksal,realist yönden devam edip bakalım olaya.
Altın kuralı söyledik başta;bir efendi edilgen-köle adayını da ya da kölesine gerekli tüm şartları gözeterek (mekan,zaman,sosyal,aile çevresi konumu,iş yeri ya da iş hayatı,fiziksel,psikolojik durumlar ve etkenleri) emir verir demiştik.
Bu altın kuralı hatırlattıktan sonra örneklemeli açıklamalara geçelim.
Diyelim ki bir efendi kölesine ''götüne tıpa tak,dışarıda öyle gezeceksin'' dedi (göte tıpa hem bir ceza hem bir eğitme,hem bir alıştırma yöntemidir,bir nevi butt plug ya da zevk,acı unsuruyla karışık bir yöntemdir). Bu emre karşılık köle ''ama efendim regl-adet oldum,yapamam (ki yapamam demesi ayrı bir saçmalık ve yanlış bir sözcük zaten) demesi buradaki olayı tümden saçma kılıyor.Kölenin buradaki mazereti regl-adet olması fakat efendi ondan arkasına,götüne yani adetle ilgisi olmayan bölgeye sokmasını istiyor,haa regl iken daha çok acı vs..olabilir..!! sonuçta bu bir ceza ya da zevkin farklı bir yönüdür,kölenin bu durumu bahane olamaz..Regl kölelerin en çok kullandığı bahanelerdendir dip not olarak bunu da belirtmiş olalım.
Bir başka örnek..Diyelim ki sanal ortamda tanıştınız kölenizle (malum günümüzde çoğu tanışma şekli hele ki bdsm yaşayacak kişileri her yerden bulamayıp,pek çok kişinin kolayca çevresine ya da sevgilisine vb. açılamadığını,bu konuları konuşamadığını düşünürsek) internet ortamında tanıştığınız ve eğitim verdiğiniz ya da köleniz yaptığınız kişiden fotoğrafını istediniz.(çıplak,ailesi ile ya da çeşitli sebeplerden onu zorda bırakacak bir foto değil,normal bir fotoğraf onu görmek adına) fakat köle kişi size bunu yapamayacağını söyledi..!!! Buna mantıklı bir açıklama da getiremedi üstelik sadece yapamayacağını söyleyip geçiştirme yaptı,sizden anlayış bekledi..Bırakın bdsm ilişkisini siz normal herhangi bir diyalogta bile kiminle iletişim halinde olduğunuzu görmek istersiniz değil mi!! Oysa köle olduğunu,köleniz olduğunu söyleyen kişi size (çıplak vb. olmayan sırf kişiyi görmek adına) istediğiniz normal bir fotoyu gösteremeyeceğini söyledi ve anlayış bekledi.Bu durumda haliyle bir efendi hatta normal bir insan olarak buna tepki verdiğinizde kölenin işte tam o an sizi ''sen efendi değilsin,sen gerçek bi efendi değilsin'' diye suçlaması hangi mantık ve gerçekle açıklanabilir..!! Elbette ki bu basiretsiz,korkak,bahanelerle dolu ''sözde'' kölenin sizin için söylediği şeyler sizin gerçek kalitenizi değiştirmez ama dedim ya,konumuz bu tip köle adayı ya da sözde kölelerini çokluğu,bahaneleri ve bdsm ilişkilerini bu şekilde sürekli sekteye uğratmaları.
Yine başka bir örnek vereyim.Köleniz size regl,utangaçlık,diğer sıradan sıkıntılar gibi bahanelerle gelip sürekli anlayış bekliyor.Hemen her konuyu bahane olarak kullanıyor işte bu bdsm ilişkisi değildir,eğer ki köle kişi buna kendini uygun görmüyorsa bu tür ilişkilere hiç başlamamalı ve uzak durmalıdır.
Bakınız özellikle ülkemizde bu işe heves eden belki gerçekten köle ruhlu olan ama çeşitli korkuları yüzünden ilişkiyi baltalayan çok köle adayı var.Bilhassa evli olup kocası göreceği,çevresi öğreneceği gerekçesiyle çok basit şeyleri bahane edip kaçan,kaçınan,anlayış bekleyen pek çok köle adayı var.Tüm bunların sonucunda köle adayları efendisinden sürekli konu ve durumlara göre anlayış beklemekte onu etken eğil edilgen konuma sokmaya çalışmakta,verilen emirleri türlü nedenlerle geçiştirmeye çalışmaktadır.Bu kölelik değil keyfi bir durumdur ve gerçek hiç bir EFENDİ-MASTER bu durumlara anlayış göstermez,amaa bu noktada o kişilerin kalkıp ''sen efendi değilsin,sen gerçek bir master değilsin'' demeleri de ayrı bir ironi ve kendi ezikliklerini kapama çabasıdır.Kaldı ki gerçek bir efendi kölesinin keyfiyetine göre hareket etmez,eğer ki bir köle ya da dişinin tüm isteklerine ok diyen bir erkek varsa o sırf sex için ya da ne olduğunu bilmediği bdsm fantazilerine soyunmuş bir kişi olacaktır.Hal böyle iken gerçek bir master'a sen efendi değilsin deyip,onun her dediğini yapan erkeklere master muamelesi yapıp sonra da bdsm yaşadığını zanneden sözde köle adayları kendilerini avutmaktan öteye gidememektedir.Her zaman söylüyorum cesaretiniz,gücünüz yoksa,yapamayacağınızı düşünüyorsanız bu ilişki türünden uzak durun köle adayları..Bu bir oyun değil bu gerçek hayat ve burası da oyun alanı değil.
12 Ekim 2011 Çarşamba
Motivasyon efektleri
Motivasyon efektleri..!! Evet...Ne mi bu? Hemen açıklayayım.Hayatlarımız hep bize dayatılan kalıplar,örf-adet,toplumun sosyal çevrenin ve ailelerin baskı,dayatma,öneri ve şekillenmiş örtüleriyle kaplı.Pekii bunlara karşı çıkarsak ne olur? Şu olur..Maddi-manevi zorlanır,dışlanabiliriz,türlü başka zorluklarla karşılaşabiliriz ama sonunda ''özgürleşiriz'' biz oluruz,kendimiz oluruz...Bence bu özgürlüğü elde etmek için tüm zorluklara değer..Kiminizin ''yaa oradan atıp tutmak kolay ailemiz bizi keser,etrafımız dışlar ya da parasız,işsiz kalırım'' dediğini duyar gibiyim...Hayır ben burjuva değilim,trilyoner ya da milyonerde değilim,yatlarım katlarım da yok,bankada birikmiş binlerce liram ya da arkamda torpilvari ''dayım da '' yok...Ben herşeyi göze almış,her türlü zorluğa karşı yıllardır karşı koyarak hayatımın iplerini eline almış biriyim.Hiç birşeyi hazır elde etmedim çok mücadele ettim ve hala da ediyorum..
İşte bu noktada sizlerde hayatınızın kontrolünü ele alın ve ne olmak istiyor,ne yaşamak istiyorsanız onu olun ve yaşayın.Ruhunuz size yönetilmeyi,ezilmekten zevk almayı,köle olmayı mı söylüyor,ruhunuz fahişe mi,ruhunuzda bir fahişe mi var,sex meraklısı mısınız,fetiş misiniz,marjinal misiniz veya başka bir şey mi? O halde bunu yapın,korkularınızdan sıyrılın.En kötü ihtimalle insanlara,topluma diklenip ben buyum diyemeseniz bile kendinize,beyninize,ruhunuza bunu kabul ettirin ve ben buyum diyebilin..!! Çünkü önemli olan sizin ne düşündüğünüz ve hissettiğiniz diğer herkesin canı cehenneme...Nasıl ki hepimiz kendi hayatlarımızdan sorumluysak kimseye de hesap vermek zorunda değiliz..Birileri bizim yerimize mi okuyor,birileri bizim yerimize mi çalışıp para kazanıyor??? Hayır...O halde hayatlarımıza karışmaya da hakları yok..Tek yapabilecekleri yargılamak o da varsın olsun sonuçta müdahale etmeye kimsenin hakkı yok...Kendi kendinizi motive edin...Unutmayın hayat sandığınızdan kısa ve hayatınızı tereddütlerle geçirmeyin,ruhunuzda ne yatıyorsa,ruhunuz neyi emrediyorsa onu yapın,yaşayın...
İşte bu noktada sizlerde hayatınızın kontrolünü ele alın ve ne olmak istiyor,ne yaşamak istiyorsanız onu olun ve yaşayın.Ruhunuz size yönetilmeyi,ezilmekten zevk almayı,köle olmayı mı söylüyor,ruhunuz fahişe mi,ruhunuzda bir fahişe mi var,sex meraklısı mısınız,fetiş misiniz,marjinal misiniz veya başka bir şey mi? O halde bunu yapın,korkularınızdan sıyrılın.En kötü ihtimalle insanlara,topluma diklenip ben buyum diyemeseniz bile kendinize,beyninize,ruhunuza bunu kabul ettirin ve ben buyum diyebilin..!! Çünkü önemli olan sizin ne düşündüğünüz ve hissettiğiniz diğer herkesin canı cehenneme...Nasıl ki hepimiz kendi hayatlarımızdan sorumluysak kimseye de hesap vermek zorunda değiliz..Birileri bizim yerimize mi okuyor,birileri bizim yerimize mi çalışıp para kazanıyor??? Hayır...O halde hayatlarımıza karışmaya da hakları yok..Tek yapabilecekleri yargılamak o da varsın olsun sonuçta müdahale etmeye kimsenin hakkı yok...Kendi kendinizi motive edin...Unutmayın hayat sandığınızdan kısa ve hayatınızı tereddütlerle geçirmeyin,ruhunuzda ne yatıyorsa,ruhunuz neyi emrediyorsa onu yapın,yaşayın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







.jpg)













