Helen ve Roma dünyasına ilişkin kaynaklarda, kölelerin özgür insanlardan
farklı giyindiklerine ya da farklı bir saç modeline sahip olduklarına
ilişkin herhangi bir bilgi yoktur.
Ancak köleleri ilkel, pis ve
ahlâksız olarak gören antik dünya insanı, onlarla aynı türde giysilere
sahip olmaktan pek hoşnut kalmamıştır.
Romalıların 3. yüzyıl
imparatorlarından Alexander Severus, sarayındaki kölelerin farklı bir
giysi giymelerini önermiş ama dönemin ünlü iki hukukçusu birden -Paulus
ile Ulpianus- buna karşı çıkınca düşüncesinden caymıştı.
Romalıların
kölelerine farklı giysiler giydirmeyişleri, şöyle bir nedene
bağlanabilir: Özgür kitlenin en büyük korkularından biri, sayıları hayli
kabarık olan ve kendilerine karşı sürekli öfke duyan kölelerin
beklenmedik bir saldırısına uğramaktı. Bir köle, ıssız bir yerde
karşılaştığı özgür bir kişiyi nedenli ya da nedensiz olarak
öldürebilirdi. Bu yüzden, kölelerce kolayca tanınmamak ve hedef olmamak
için onlarla aynı türden giysilerle dolaşmak daha akılcıydı.
Nitekim “de Clemantia” adlı yapıtında Seneca, Romalıların taşıdığı bu korkuyu açık biçimde şöyle dile getirmiştir:
«Bir
zamanlar Senato’da, kölelere özgür insanlardan farklı giysiler
giydirilmesi önerilmişti. Fakat sonra, eğer köleler bizi sayma olanağına
kavuşurlarsa başımıza neler gelebileceğini anladık.»
Antik
dünyada, eğitim görmüş seçkin kişilerin yazdıkları kitaplarda zaman
zaman iyi kölelerden de söz edilmekteyse de, egemen olan genel düşünce
onların kötü olduğu yönündeydi.
Ancak kölelerin kendileri hakkında var olan bu olumsuz ön yargılar için neler düşündüğünü bilmemize olanak yok.
Kendisi
de bir köle olan Aisopos’un (Ezop) ünlü hayvan öykülerinde, varlıklı
efendiler ile alt tabakadaki kölelerin ilişkilerindeki acımasızlık,
tolerans ve hoşgörü dışı davranışlar, üstü örtülü bir biçimde
işlenmiştir.
Kölelerin özgür vatandaşların devam ettiği idman
yerlerinde (palaistra) idman yapmaları yasak olduğu gibi, resim ve
heykel yapmaları da yasaklanmıştı. Ancak günümüze kadar ulaşan üstün
sanat yapıtlarının üretildiği atölyelerde de birçok kölenin çalıştığı
bilindiği için, onların bu konuda tümüyle yeteneksiz oldukları pek kolay
öne sürülemez.
Bir köle için aşağılanma, dayak yemek ve işkence
edilmek pek sıradan bir olaylardı. Çünkü efendisinin yetki kapsamında
onu öldürmek bile vardı.
Kölelere çektirilen acıları, baskıları
ve uygulanan işkenceleri anlayabilmek için, Roma ve Helen yasaları ile
Antik Çağın kimi yazar ve düşünürlerinin yapıtlarına göz atmak yeter.
Bergamalı
büyük tıp bilgini Galenus, “de Animi Morbis” (Ruhun Hastalığı Üzerine)
adlı yapıtında, köleleri yumruklama, dişlerini kırma ve gözlerini
oymanın yöntemleri üzerinde uzun uzun durmuştur. Bir kölenin asla elle
dövülmemesi gerektiğini, el yerine kamçı kullanmanın gerekli olduğunu
yazmıştır. Nedeni de efendinin bir köle için elleri incitmemesi...
Ksenophones’in
Memorabilia (Hatırlanabilenler) adlı yapıtından öğreniyoruz ki, Antik
Çağın o dillere destan ve “özgür düşünce şehidi” sayılan ünlü düşünürü
Sokrates de kölelerin gerektiğinde cezalandırılması konusunda
diretmiştir.
Kölelerin yalancı ve kötü ruhlu oldukları ön
yargısına kapılmış olan Romalılar, onların ancak işkence altında doğruyu
söyleyeceklerini düşünmüş, işkenceyi yasal bir sorgulama yöntemi olarak
kabul etmişlerdir.
Kölelerin en önemli
görevlerinden biri, iç ve dış tehlikelere karşı efendilerini korumaktı. 1
ve 2. yüzyılın Romalı tarihçisi Cornelius Tacitus’un belirttiğine göre;
zor durumda bulunan bir efendiye yardım etmemenin cezası ölümdü.
Gerçekten de, Roma Senatosu’nun 10 yılında çıkardığı bir yasa, köleler
açısından ürperticiydi. Buna göre; şayet bir efendi evinde öldürülmüş
olarak bulunursa, çevrede bulunan tüm köleler işkence altında
sorgulanacak ve sonra tümü öldürülecekti. Bir efendi intihar ederek
ölmüş bile olsa, onu bu girişiminden vazgeçirmeyen köleleri sorumlu
sayılacaktı. Silanus adında biri tarafından Senato’ya önerilen bu yasa
Roma hukukçuları tarafından şöyle yorumlanmıştı:
“Eğer köleler
efendilerini içte ve dışta beliren tehlikelere karşı korumanın
yaşamlarına mal olacağını bilmezlerse, hiçbir efendi kendini güvende
görmez. Bu nedenle öldürülen efendinin kölelerinin sorgulanması yöntemi
benimsenmiştir.”
Roma’daki aile reislerinin (pater familias) hem
oğullarını hem kölelerini öldürmek gibi mutlak hakları (jus vitae
necisque) vardı ama imparatorluk döneminin bazı yasaları bu hakları
hayli sınırladı.
Bundan böyle kölesini öldürmek isteyen bir
kişiden yargı kararı isteniyor, dolayısıyla acımasız köle sahiplerinin
öfkesi biraz olsun frenlenmiş oluyordu.
İmparatorluk dönemindeki
Roma yasalarından bazı alıntılar, bize kölelerin cezalandırılıp
öldürülmesinde ne gibi yöntemlerin kullanıldığına ilişkin de bilgi
vermektedir. Roma Hukukunun klasik döneminde yetişmiş ve yapıt vermiş
önemli hukukçuların çalışmalarından parçalar alınıp belli bir sistem
içinde derlenmiş 50 kitaptan oluşmuş Digesta’da (Latince düzen anlamına
gelir) aşağıdaki maddeler vardır:
“Suça eğilimli de olsa,
efendilerin kölelerini arenada vahşi hayvanlarla dövüştürülmek üzere
satmaları yasaktır.” (Digesta, 18, 1. 42).
“Bir köle vahşi
hayvanların önüne atıldığı takdirde, sadece onu satan değil, aynı
zamanda satın alan da cezalandıracaktır.” (Digesta, 48, 8. 11)
“Efendiler
kölelerini sopa ile dövmekten, kamçılamaktan ya da güvence altına almak
üzere zincire vurmaktan dolayı onların ölümüne neden olursa, bu
durumlarda kendilerinin de suçlu sayılmayacağından emin olmalıdır. Bu
hakların kullanılmasında aşırıya kaçılmamalıdır. Aşağıdaki suçlardan
birini işleyen bir efendi, adam öldürme suçundan yargılanacaktır.
- Köleyi sopa veya taşla öldürmek;
- Yüksek bir yerden atılmasını buyurmak;
- Ağzından zehir akıtmak;
- Bedenini parçalatmak; vahşi hayvan pençesi ile bedeninin parçalarını kopartmak ya da ateşe atmak;
- Köleyi kan ve yaraları ile koşmaya zorlamak ve böylece yaralı organlarına acı vererek işkence etmek.”
-
Antik
Roma toplumunun en korumasız durumdaki insanları olan kölelere karşı
yürütülen bu acımasız davranışlar, genelde sistemli ya da önceden
tasarlanmış bir zulüm değil, daha çok anlık öfkelerin sonucuydu.
Antik
Roma’nın tolerans sahibi ender düşünürlerinden biri Seneca, “de Ira”
(Öfkeye Dair) adlı yapıtında, kişilerin kölelere karşı bağışlayıcı
olmaları konusunda öğütlerde bulunmuş, şöyle demiştir:
«Bana
küstahça cevap veren, saygısız davranan veya tam anlayamayacağım bir
tarzda homurdanan bir köleyi niçin kamçı veya hapisle cezalandırayım?
Ben o kadar özel biri miyim ki, kulağıma hoş gelmeyen her şey suç olsun?
Birçok insan vardır ki, yendikleri düşmanı bile bağışlamıştır. Peki
ben, tembellik, dikkatsizlik ya da boşboğazlık yapan birini neden
bağışlamayayım? Eğer bu bir çocuksa, işlediği suçu onun çocukluğuna,
kadın ise kadınlığına, köle değilse özgür oluşuna, kendi ailemden
değilse onun aile terbiyesine vermem gerekir... Hiç kuşku yok ki,
zavallı küçük bir köleyi hapishaneden çıkarmakla destansı bir iş yapmış
oluruz. Neden onları hemencecik dövmeye, ayaklarını oracıkta kırmaya bu
kadar hevesliyiz? Onlar üzerinde yapacağımız idmandan cayıp, haklarımızı
asla kullanmazlık etmiyoruz.»
Bu tür toleranslı öğütler veren ve
kölelere toleranslı davranan efendiler yanında, onlara eziyet etmekten
âdeta zevk alan kişiler de vardı. “De re Rustica” (Köy Üzerine) adlı
kitabında oğluna bir çiftliğin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin
önerilerde bulunan M. Porcius Cato (M.Ö 234-149), hasta kölelerin
üretime katkıları bulunmadığını, bu yüzden gereksiz insanlar olduklarını
anlatmıştır. Çağdaşları tarafından bile insafsız efendilere bir örnek
olarak gösterilen Cato, hizmette kusurlu gördüğü köleleri kamçılar,
kendi aralarında dostluk kurmamalarına özen gösterirdi. Ayrıca,
çiftlikte ölüm cezasını gerektiren bir suç işlendiğinde, tüm kölelerini
birden yargılar ve suçlu bulduğu her köleyi öldürtürdü.
İmparator
Claudius döneminde (41-54) çıkarılan yasaların kısmen kölelerden yana
olduğu görülür. Bunun olası nedeni, Claudius’un danışmanları arasında
bazı azatlıların bulunmasıdır. Aslında acımasız biri olarak tanınan bu
imparator, demek ki bir zamanlar kölesi olan azatlı danışmanları
tarafından toleranslı bir tutum edinme yolunda etkilenmişti.
Daha
önce de belirttiğimiz gibi, kölelerin evlenmesi yasal olarak olanak
dışıydı. Ancak bir köle, efendisi izin vermişse bir diğer bir köle ile
karı-koca gibi yaşayabilir, hatta çocuk sahibi olabilirdi. Bu kölelerin
çocuklarının köle doğup, yaşamlarını köle olarak sürdüreceklerinden
elbette kuşku duyulmamalı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder