Orospu, fahişe, sürtük, kaltak, yosma, zilli.. Biraz şöyle oldu gibi, en ağır olandan en hafif olana doğru bir sıralama gibi...Orospu ağır, zilli hafif ve tatlı. Neden? Ağır ya da hafif, hakaret ya da iltifat! Kime göre, neye göre, nasıl, neden? Bunları belirleyen kim, kimler?
Genel kanı ve bilinen şudur; Orospuluk ''kendini, bedenini para, parayla satan kişilere'' orospu denir. Yani bir meslek türüdür aslında. Hatta şöyle bir deyim vardır ''orospuluk dünya'nın en eski mesleğidir'' diye...
Bakınız bir açıdan bakınca bu bir meslek, bir açıdan bakınca hakaret, bir açından bakınca zevk.. Kimin ne açıdan, nasıl baktığına bağlı da diyebiliriz. Pekii bu bir meslek olduğuna göre neden küçümseme ya da hakaret olarak kullanılıyor! Yani doktorluk, mühendislikte bir meslek lakin birine kızdığımızda ''doktorrrr'' ya da '' seni doktorrrr'' demiyoruz değil mi!? Amaa birine kızdığımızda ''orospuuu'' ya da ''seni orospuuuuu'' diyoruz..! ?
Bu meslek türü beğenilmeyebilir, ama bunun bir aşağılama, tüü kaka unsuru olarak görülmesi manasız ve komik. Bu mantıkla bakacak olursak doktorluk güzel bir meslek, hayat kurtarıyor, saygın bir iş, ama orospuluk kötü, tüü kaka, rezil bir iş..Eee doktor hayat kurtarıyorsa orospu'da hayat veriyor! Bedene, ruha, kalbe hayat veriyor, rahatlatıyor. Nasıl ki bir yerimiz ağrıyınca doktora gidip tedavi oluyorsak, bir yerimiz kalkınca da bir orospuya gidip rahatlamıyor mu insanlar? Bu mantıkla bakınca her ikisi de can veriyor, şifa veriyor... Fakat biri saygın bir meslek diğeri rezil!! İşte bu da yine toplumun, insanların iki yüzlülüğü ve paradoksal saçmalıklarından biri..
Buraya kadar orospuluk normal, bir meslek dalı, bir seçim ya da zorla şartlardan dolayı yapılan bir meslek türü, bu anlamda hakaret olarak algılamak saçma.
Fakat diğer yandan orospuluk şöyle de algılanıyor. Bir ilişkisi varken aynı anda başkalarıyla da olan, ilişkide olduğu kişiyi aldatan ya da karakter ve yapı olarak zayıf, bozuk, sinsi kişilere de orospu diyoruz. İşte bu anlamıyla bizi en çok rahatsız eden şey..
Dişiler doğaları, yaradılışları gereği güzel giyinmek, sexy olmak, süslenmek, kendini beğendirmek ister. Hepimiz güzel, alımlı, bakımlı, süslü dişiler isteriz ama bunu sadece bize sunmalarını bekleriz. Oysa dişiler yapıları, doğaları gereği bir beğeni, albeni, güzellik, süs sembolüdür. İşte bu yüzden dişilere ''sadece'' bana süslenecek, güzel giyineceksin demek onların doğasını, yapısını görmezden gelmek, baskılamak demektir. Kimi dişiler mini, dekolte ile kendini dişi, güzel, sexy hisseder kimileri daha kapalı ama hatlarını belli eden kıyafetlerle ya da süslerle, takılarla. Neticede her dişi kendini göstermek, beğenilmek, sunmak, arzulanmak ister.
Bu açıdan bakınca bir dişinin giyim, kuşam, bakım, güzellik anlamında orospu, fahişe, sürtük, kaltak, yosma olması bir sorun değildir, tam tersine yaradılışlarının bir gereğidir ve her dişinin içinde ''ama az ama çok'' sürtüklük vardır. Bunu baskılamaya kalktığınız an tıpkı insana dair pek çok dürtüde olduğu gibi, o dişiyi de soğutmuş ve özünden koparmış olursunuz. Evet sürtüklük her dişinin içinde, az çok olan bir yapıdır ve bunu en güzel, olgun, keyifli, bilinçli haliyle sunan her dişi keyifli bir orospu, zevkli bir sürtük, albenili bir yosmadır.
Baskılamak sorunları büyütür, o dişi içten içe bunu ister. Yaşamak, sergilemek, sunmak, hissetmek, beğenilmek. Yaşayamadığı anda ise alternatif erkeklere, durumlara, çözümlere yönelir. İşte o an pek çok erkeğin dediği ''seni orospu böyle giyinme demedim mi, seni orospuuuu başkalarıyla yatıyorsun hee'' durumu ortaya çıkar.. Oysa o orospu dediğiniz dişiyi, özünde, yaradılışında olan ''orospuluğunu'' yaşamasına izin vermediğiniz için sizlerin ''aşağılama anlamındaki orospu'' dediği şeye dönüşür.. Aslında herkes bunu kabullense orospuyu hakaret değil keyifli, güzel anlamda kullansanız ve yaşasanız, sonrasında kızıp ''seni orospuuuu'' demek yerine, keyfini çıkarır ve seni ''cici tatlı orospu'' dersiniz. Böylece dişiniz orospuluğunu başkalarına sunmak yerine size sunar, kendi keyfinizi kendiniz baltalıyorsunuz farkında olmadan. Gerçekliği kabullenin ve keyfini çıkarın, ya da hayat boyu istim üstünde tedirgin yaşayın...
Yurtiçi,yurtdışı sayısız Bdsm deneyimi yaşamış,felsefesini reel anlamda yaşayan bir Efendi-Master'ım.Gerçek köle ve itaatkarlarla ilgileniyorum.Bdsm'yi bilen,felsefesini yaşayan bilgi bikirimleri,deneyimleri olan felsefe ve çeşitli kitaplardan yararlanmış,birçok reel deneyimler edinmiş,işin psikolojik,bedensel ve diğer tüm boyutlarına hakim bir Master'ım.Kendini itaatkar-köle hissedenler,ruhunda bu hisleri taşıyanlar ya da köle adayları benimle iletişime geçebilir. ''Master RuA.''
24 Nisan 2013 Çarşamba
Gerçek Özgürleşme-Farkındalık
Özgürlük hemen herkesin olmazsa olmazıdır.Hayatlarımız çoğu zaman özgürlük elde etme çabasıyla geçer.Aslında pek özgür değilizdir.Belli yaşa gelene kadar ailemize,okul hayatında öğretmen ya da müdürlerimize,iş hayatında yönetici,patron,işverenlere bağlıyızdır.Ailemizin istedikleri emirdir,öğretmenlerimizin söyledikleri yapılmalıdır,işveren ya da yöneticilerimizin beklentileri,emirleri,istekleri vardır,yapılmazsa uyarılır yine yapılmazsa işimizden oluruz.Yanii hayatlarımız adeta baştan sonra bir emirler,yönetilme,birilerine gayriresmi bir bağlılıkla geçer.Eskiden Roma ve Yunan dönemlerinde kölelik bariz ve netti.Hatta kanunlarla belirlenmiş ve devletin kesin çizgilerle koyduğu kural,ritüel ve kanunlarla destekleniyordu.O dönemlerde aile,iş hayatı,kariyer gibi kavramlar günümüz gibi değildi elbette.Bir çocuk ailesinin izni olmadan aile'den alınabiliyor hizmet ya da kölelik için eğitilebiliyordu,ya da asker olması için aile'den zorla alınıp eğitilip asker yapılabiliyordu.Meslekler belliydi.Asker,doktor,filozof,siyasetçi,tüccar,mimar,sanatçı,esnaf..Yani günümüzdeki gibi yüzlerce meslek,yüzlerce iş alanı-dalı yoktu,herşey belliydi.Döneme bağlı olarak tarım,çiftçilikle uğraşanlar olmakla birlikte o dönemlerde tarım,çiftçilik bariz ve üst düzeyde değildi.İşte bu meslekleri icra edenler hariç hemen herkes bu meslek ve konumlara sahip insanlara hizmetçilik,kölelik,çalışan olarak hayatını sürdürüyordu.Yani aslında o dönemki işverenler aynı zamanda çalışanların,hizmetkarların,kölelerin yani hemen herkesin sahibi,efendisi idi..
Günümüzde de durum çok farklı değil,şöyle ki.Meslekler,meslek alanları çeşitli olmakla birlikte aslında yine birilerinin çalışanı,hizmetkarı,kölesi olarak sürdürüyor hayatlarını insanlar.Görünürde günümüzde kanunlar önünde herkeş eşit ve özgür,fakat maddiyat ve konumlar insanları birilerinin ''zoraki'' ''gayriresmi'' kölesi haline getiriyor.Yani kısaca buna ''modern-çağdaş'' kölelik diyebiliriz.Hal böyleyken ne kadar özgür olduğumuz ya da özgür olunduğu-yaşandığı iddia edilebilir!?
Dünyanın çok büyük bir dilimi aslında özgür görünümlü köle olarak hayatını sürdürmekte.Evet belki şartlar,hayat,yaşamak için yapılması gereken zorunluluklar var fakat bu ''gerçekten özgür'' olunmadığı gerçeğini değiştirmiyor.Adına ne derseniz deyin, günümüzde yaşanan durum aslında bir ''modern kölelik''.
İşte bu durumlardan hareketle ironi,paradoks olarak bakabileceğimiz durumdur Bdsm..Yani itaatkar,köle ruhlu,yapıda kişiler sanıldığının aksine ''köle,bağlı'' olmuyor,tam tersine aslında gerçek özgürleşmeyi kendilerini bir güce,oturaklı bir kalıba,olgun bir ruha teslim ederek yaşıyorlar.Çünkü zaten hayatları birilerine gayriresmi köle olmakla ve istemedikleri pek çok şeyi yapmakla geçiyor,oysa Bdsm'de Efendisine kendini adayan,itaat eden bir ruh,beden o çatı altında normalde yapmayacağı,yaşayamayacağı herşeyi yaşıyor,ve gerçek özgürleşmeyi kurallara,işverene,paraya,tabulara,çizgilere,ayıplara,günahlara bağlı olmadan yaşıyor...
Herşey ''kabullenmekle'' başlar.Kabullenilmemiş bir hayat ve gerçekler insanı sürüncemeye,bilinmeze,zorlanmaya iter.Kabullenilmiş bir ruh,istekler,karakter ve ''farkındalık'' herşeyin temelidir.Böylece ''kabullenmiş ve farkında'' olan bir ruh,bir birey kendinin ne olduğunu bilerek ve ne yaşaması gerektiğini bilerek ''gerçek özgürleşmeye'' doğru yelken açar.İnkarlar,ön yargılar,sürünceme,kabullenmeme,ötekileştirme,kaçışlar sadece herşeyi daha da altüst eder ve mecvut şartların da etkisiyle (hayat,maddiyat,çevre) iyice içinden çıkılmaz bir hal alır.
Gerçek bir güce,ruha,olgunluğa,netliğe teslimiyet,gerçek özgürleşmeye giden kapıyı aralamaktır.Yapılması gereken ''kabullenmek,farkında olmak'' ve anahtarı doğru zamanda doğru kapıyla eşleştirmektir.
Günümüzde de durum çok farklı değil,şöyle ki.Meslekler,meslek alanları çeşitli olmakla birlikte aslında yine birilerinin çalışanı,hizmetkarı,kölesi olarak sürdürüyor hayatlarını insanlar.Görünürde günümüzde kanunlar önünde herkeş eşit ve özgür,fakat maddiyat ve konumlar insanları birilerinin ''zoraki'' ''gayriresmi'' kölesi haline getiriyor.Yani kısaca buna ''modern-çağdaş'' kölelik diyebiliriz.Hal böyleyken ne kadar özgür olduğumuz ya da özgür olunduğu-yaşandığı iddia edilebilir!?
Dünyanın çok büyük bir dilimi aslında özgür görünümlü köle olarak hayatını sürdürmekte.Evet belki şartlar,hayat,yaşamak için yapılması gereken zorunluluklar var fakat bu ''gerçekten özgür'' olunmadığı gerçeğini değiştirmiyor.Adına ne derseniz deyin, günümüzde yaşanan durum aslında bir ''modern kölelik''.
İşte bu durumlardan hareketle ironi,paradoks olarak bakabileceğimiz durumdur Bdsm..Yani itaatkar,köle ruhlu,yapıda kişiler sanıldığının aksine ''köle,bağlı'' olmuyor,tam tersine aslında gerçek özgürleşmeyi kendilerini bir güce,oturaklı bir kalıba,olgun bir ruha teslim ederek yaşıyorlar.Çünkü zaten hayatları birilerine gayriresmi köle olmakla ve istemedikleri pek çok şeyi yapmakla geçiyor,oysa Bdsm'de Efendisine kendini adayan,itaat eden bir ruh,beden o çatı altında normalde yapmayacağı,yaşayamayacağı herşeyi yaşıyor,ve gerçek özgürleşmeyi kurallara,işverene,paraya,tabulara,çizgilere,ayıplara,günahlara bağlı olmadan yaşıyor...
Herşey ''kabullenmekle'' başlar.Kabullenilmemiş bir hayat ve gerçekler insanı sürüncemeye,bilinmeze,zorlanmaya iter.Kabullenilmiş bir ruh,istekler,karakter ve ''farkındalık'' herşeyin temelidir.Böylece ''kabullenmiş ve farkında'' olan bir ruh,bir birey kendinin ne olduğunu bilerek ve ne yaşaması gerektiğini bilerek ''gerçek özgürleşmeye'' doğru yelken açar.İnkarlar,ön yargılar,sürünceme,kabullenmeme,ötekileştirme,kaçışlar sadece herşeyi daha da altüst eder ve mecvut şartların da etkisiyle (hayat,maddiyat,çevre) iyice içinden çıkılmaz bir hal alır.
Gerçek bir güce,ruha,olgunluğa,netliğe teslimiyet,gerçek özgürleşmeye giden kapıyı aralamaktır.Yapılması gereken ''kabullenmek,farkında olmak'' ve anahtarı doğru zamanda doğru kapıyla eşleştirmektir.
Etiketler:
özgür-özrügleşme-farkındalık
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

